Kirlenmek Değil Paylaşmak Güzeldir. Forumin.net
23 Kasım 2008, 13:23:59 *
Hoşgeldiniz %1$s. Lütfen giriş yapın veya kayıt olun.

Kullanıcı adınızı, parolanızı ve aktif kalma süresini giriniz
EkleBunu Sosyal Paylasim Butonu
Duyurular:
Kirlenmek Değil Paylaşmak Güzeldir..

HoŞGELDiNiZ

 

Temiz bir Türkçe yapmış olduğumuz çalışmalarda mesajlarınızın neden? , ne için ? sebepsiz ve sualsiz değiştiğinizi merak ediyorsanız bilinki Türkçe'yi yanlış kullanmış olabilirsiniz.

Konu Bilgileri Kisayollar
Konu Basligi --- * ÖDEV DEPO/bilgi bankası * ---
Cevaplar 207
Sonraki Sonraki Konu
Görüntüleyenler0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
Görüntülenme 4650
Önceki Önceki Konu

Sayfa: [1] 2 3 ... 21   Aşağı git
  Yazdır  
Gönderen Konu: --- * ÖDEV DEPO/bilgi bankası * ---  (Okunma Sayısı 4650 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
ipek
Prenses
*

Rep Puanı : 4000
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 18958

Konu Sayisi: 2222

...PaSaKLı ŞiRiNe...


Üyelik Bilgileri WWW

Uyari Puani:
%0
« : 15 Aralık 2007, 05:06:43 »

--- * ÖDEV DEPO/bilgi bankası * ---

Bu başlık altında özellikle öğrencilere yararlı olacağını umduğumuz ödev dosyaları olacak...
Hepinize kolay gelsin... bendn bu kadar yoruldm tongue


SAYFA -1-
DNA YAPISI
ÇANAKKALE 1915
DEPREMLER SON 50YIL
BUCA
COĞRAFYA
COĞRAFYA II
Nesli tehlikedeki türler
Deprem Oluşumu
Aya Sofya

SAYFA -2-
YERYÜZÜ DİLLERİ
YEŞiLAY CEMiYETi
Yeşilay Haftası
Yön Bulma
YUNUS EMRE VE GERÇEK HAYATI
YURTDIŞINA GİDİŞ TERCİHLERİ
Seyirlik Türk Oyunları
TÜRKİYE TARİHİ, MOĞOLLAR VE DİĞER TÜRK DEVLETLERİ
TÜRKİYE
Türkiye ve Depremler

SAYFA -3-
TÜRKİYEDE EROZYON
ULUSAL EGEMENLİK VE ÇOCUK BAYRAMI (23 Nisan) KOMPOZİSYON
UNICEF HAKKINDA
UYDU SİSTEMLERİ
İLK ÇAĞ’DA ANADOLU UYGARLIKLARI
Uzay nedir?
UZAY ÇALIŞMALARI HAKKINDA BİLGİ
Ülkelerin Mutfakları
MÜZELERİMİZ
VATANDAŞLIK HAKLARI

SAYFA -4-
VÜCUT DİLİ İLE KARŞINIZDAKİNİ ETKİLEYİN
YABAN (ROMAN ÖZETİ)
YAPRAK BÖLÜMLERİ
YEMEK KÜLTÜRÜ
DEPREMLER HAKKINDA GENEL BİLGİLER
HZ IBRAHIM VE SONRASI
RADYOAKTİVİTE
DOĞAL AFETLER
SEL VE TAŞKINLAR
ANADOLU SELÇUKLU DEVLETİ’NİN KÜLTÜR VE UYGARLIĞI

SAYFA -5-
SERBEST CUMHURIYET FIRKASI
Sigaranın Vücuda Zararları Nelerdir?
SİMYACI (özet)
SİNİR HAPLARININ ZARARLARI
SIRPSINDIGI SAVASI
SİVİL TOPLUM KURULUŞLARI
YURDUMUZDA SPOR
SUYUN KALDIRMA KUVVETİ
SÜMELA MANASTIRI
TANZİMAT DÖNEMİ EDEBİYATI

SAYFA -6-
Telefon nasıl çalışır?
TEMA Tarihçesi
TİYATRO
TÜKODER KİMDİR?
TÜRK DESTANLARI
Mimar Sinan (15 Nisan 1489 - 17 Temmuz 1588)
MİSAKI MİLLİ (MİLLİ ANT)
MISIR PiRAMiTLER?
MITOLOJISI
ATATÜRK VE NUTUK

SAYFA -7-
NÜFUSUN DAĞILIŞINI ETKİLEYEN FAKTÖRLER
NÜKLEER SİLAHLAR
OKSİJENSİZ SOLUNUM FERMANTASYON
ORGAN BAĞIŞI HAYAT BAĞIŞI
ORMANCILIK
Hazerfan Ahmet Çelebi
Osmanlı Devleti'nin 19. yy. daki IslahatlarıSultan II. Mahmut Döneminde Yapılan Islahatlar
ŞEBİNKARAHİSAR
OSMANLI’DA BATILILAŞMA
OSMANLILARDA HUKUK

SAYFA -8-
ÖĞRETMENLER GÜNÜ (24kasım)
ÖLÇÜLER
Ömer Seyfettin
PESTİL
KICK-BOX’UN TARİHİ
KITALAR VE OKYANUSLAR
Kongreler
KOOPERATİFÇİLİK
SİHİRLİ KÖK HÜCRELERİ
KÖPEKLER

SAYFA -9-
KÖPEK SOYLARININ GELİŞMESİ
KÖPEK CİNSLERİ III
KÖROĞLU
KUM SAATİ
KURAL KAVRAMI, TEMEL ÖZELLİKLERİ VE TÜRLERİ
Avian İnfluenza (Tavuk Vebası, Kuş Gribi)
MARKA İMAJI VE İHRACATA ETKİLERİ
MERİNOS KOYUNU
MEVLANA CELALEDDİN-İ RUMİ
Hz. Mevlana'nın Hayatı

SAYFA -10-
MİKROSKOP
MİLLİ MÜCADELE
MİLLİ PARKLAR
PEYGAMBERIMIZIN HAYATI
İKLİMLER
İKLİMİN İNSAN ÜZERİNDEKİ ETKİLERİ
Türkiye'de Kurulan İlk Türk Devletleri
SİYASİ ALANDA YAPILAN İNKİLAPLAR
Piri Reis ( ? - 1274 )
SÜMELA MANASTIRI

SAYFA -11-
PARANIN TARİHÇESİ
İNÖNÜ SAVAŞLARI
I .İnönü Savaşı
İNSAN HAKLARI EVRENSEL BEYANNAMESİ
İNSAN KAYNAĞI BULMA
1. Internet nedir?
İstiklal Marşı Açıklaması-1-
Smyrna’dan İzmir’e...
KAN UYUŞMAZLIĞI
Kanserin en önemli risk faktörleri

SAYFA -12-
KAPADOKYA
Türkiye’ deki Kaplıcalar ve Maden Suları
KARAGÖZ
KARBONHİDRATLAR
ERZURUM KONGRESİ’NİN ÖNEMİ
KONGRELER ÖNCESİ ÜLKENİN İÇİNDE BULUNDUĞU DURUM
Evliya Çelebi 1611-1682
FARUK NAFIZ ÇAMLIBEL’İN HAYATI (1898-1973)
FRANSIZ İHTİLALİNEDENLERİ
FRANSIZ İHTİLALİ NEDİR?

SAYFA -13-
FRİGYA UYGARLIĞI (MÖ 750 - MÖ 300)
GENEL ÖLÇME BİLGİSİ
GENELGELER VE KONGRELER
GENLER VE KROMOZOMLAR
Girişimcilik Hakkında Bildiklerimiz
Göktürk Yazıtları
GÜRÜLTÜ KİRLİLİĞİ
Harita Bilgisi
HASAN TAHSİN
Hava ve İklim Kavramları Üzerine

SAYFA -14-
HAYAL GÜCÜ İLE İLGİLİ
HEZARFEN AHMET CELEBI
HÜCRELER
Hz. Muhammed`in Kişilik Özellikleri Peygamberimizin Örnek Ahlâkı()
İLGİNÇ YAŞAMLAR DENİZ CANLILARI
NEDEN DEPREM ÜLKESİYİZ?
Dünyada Son 25 Yılda Yaşanan Büyük Depremler
DESTANLAR ve ÖZELLİKLERİ
DİVAN EDEBİYATI VE ÖZELLİKLERİ
DOĞALGAZ NEDİR?

SAYFA -15-
DOĞU ANADOLU BÖLGESİ
Dale Carnegie'den DOST KAZANMA SANATI
DÜNYA
DÜNYANIN 7 HARİKASI
Anne Baba Okulu
TANZİMAT DÖNEMİ EDEBİYATI
EFES
EFSANELERDEN ÖRNEKLER :
EKOSİSTEM
Ekosistem 2

SAYFA -16-
EL VE TIRNAK TEMİZLİĞİ VE BAKIMI
Elektrik Enerji Sistemleri
Erozyona Karşı Alınacak Önlemler
CAHİT ARF -Yaşamı-
Cahit Külebi
CAM -giriş-
YARARLI CEMİYETLER
Çocuk Hakları Bildirgesi
CUMHURİYET VE MUSTAFA KEMAL
CUMHURİYET DÖNEMİ TÜRK EDEBİYATI

SAYFA -17-
CUMHURİYET BAYRAMI
18 Mart Çanakkale Zaferi
Çanakkale Savaşı (Çanakkale Zaferi)
Çevre Kirliliğine Genel Bakış
TOPRAK KİRLİLİĞİ :
GÜRÜLTÜ KİRLİLİĞİ :
ÇEVRE YASASI
ÇEVRE KİRLİLİĞİ VE SONUÇLARI
DAVRANIŞ -DİPTEN GELEN DEVRİM-
DEDE KORKUT KİTABI HAKKINDA

SAYFA -18-
ASTRONOMİ NEDİR?
ATATÜRK İLKELERİ VE İNKILAP TARİHİ
BALIKÇILIK - BAKIRCILIK - MADENCİLİK
BAŞKOMUTANLIK MEYDAN SAVAŞI ÖNCESİ TÜRKİYE’DEKİ VE DÜNYADAKİ DURUMUN BİR GENEL DEĞERLENDİRİLMESİ
BAYRAK
BAYRAK KÜLTÜRÜ !
Bedri Rahmi Eyüboğlu
Besinlerin bozulma nedenleri
BİLGİSAYAR DONANIM:
BİLGİSAYARIN TARİHİ

SAYFA -19-
Meşrutiyet Dönemi
II. ABDÜLHAMIT
II. Dünya Savaşı
19 MAYIS'IN ANLAMI
23 NİSAN
23 NİSAN ULUSAL EGEMENLiK VE ÇOCUK BAYRAMI
30 AĞUSTOS BAŞKUMANDANLIK MEYDAN MUHAREBESİ
ACIMAK (Reşat Nuri GÜNTEKiN) roman özeti
DOĞAL AFETLER
Afyonkarahisar Kongresi

SAYFA -20-
AKDENİZ BÖLGESİ İKLİMİ
AMASYA GENELGESİ:
Amasya Genelgesi ve Önemi
1. DÜNYA SAVAŞI
ATATÜRK İLKELERİ
BİLİM ADAMLARININ BULUŞLARI
Canlılar ve Çevre
CANLILARIN ORTAK ÖZELLİKLERİ
CUMHURİYET'İN İLANI
« Son Düzenleme: 15 Aralık 2007, 07:24:34 Gönderen: *chAtLak_qirL* » Logged

seni şimdi sefemem :askim: çünki $eee... rolleyes eee... dersim vay :T:                                        
ama..................
çiko aLırsan bijiLer yababiLirim... :$
..............Hayat boŞ! EqLeN coŞ! :oley:
________________________________________________
“Yaşam geriye bakarak anlaşılır, ileriye bakarak yaşanır.”

--------------------------------------------------------------------------------------
ipek
Prenses
*

Rep Puanı : 4000
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 18958

Konu Sayisi: 2222

...PaSaKLı ŞiRiNe...


Üyelik Bilgileri WWW

Uyari Puani:
%0
« Yanıtla #1 : 15 Aralık 2007, 05:12:49 »

DNA YAPISI
DNA’NIN FİZİKSEL YAPISI


DNA’nın monomerik bileşenleri A, T, C, G bazlarını içeren dört tane deoksiribonükleotiddir. Bu 4 ana bazın dışında bazı DNA’larda değişikliğe uğramış birkaç farklı baz da bulunabilir. Bunlar; metillenmiş bazlar, sülfür içeren bazlar ve anormal bir baz – şeker bağı oluşturan bazlardır. Bunlar DNA’da kimyasal değişikliğe neden olabilir. DNA’da metil grubunun eklenmesi en yoğun şekilde sitozinlerde meydana gelir. Sitozinin 5´ numaralı karbonuna bir metil grubunun bağlanmasıyla 5 – metilsitozin meydana gelir. 5 – metilsitozin özellikle buğday tohumu DNA’sında bol miktarda bulunur (tablo – 1). Bununla birlikte T2, T4 ve T6 fajlarında 5 – hidroksi – metilsitozin tamamen sitozinin yerini almış durumdadır. Ayrıca ilginç bir örnekte PBS 1 bakteriyofajında görülür. Bilindiği gibi urasil bazı sadece RNA molekülünde bulunur. Fakat bu bakteriyofajda timin bazlarının yerini urasil bazları almıştır.
Adenin ve guanin bazları çift halkalı yapıdadır. Bu iki baza pürin bazları denir. Sitozin ve timin bazları ise tek halkalı yapıdadır. Bunlara ise pirimidin bazları denir. Dolayısıyla adenin ve guanin bazlarının moleküler ağırlıkları (A=135.13 dalton, G=151.13 dalton), sitozin ve timin bazlarının moleküler ağırlıklarından (C=111.10 dalton, T=126.12) daha fazladır. Eğer bir DNA molekülünde iki iplikçikten hangisi A ve G ce zengin ise bu zincire ağır zincir diğerine ise hafif zincir denir.
Gerek pürin gerekse pirimidin bazları birkaç tane çift bağ içerirler. Çift bağlar her zaman tek bağlara göre daha kararsız olduklarından, çifte bağ taşıyan moleküller, H atomlarının belli bir serbestliğe sahip olabilmesi için, farklı kimyasal biçimlerde bulunabilme özelliğine yeteneğine sahiptir. Bir H atomu bir N halkasından veya O atomundan bir diğerine hareket edebilir. Örneğin bir amino (NH2) grubundan ayrılarak bir imino (NH) grubu oluşumuna yol açabilir. Böyle kimyasal dalgalanmalara tautomerik değişim ve bu şekilde meydana gelen farklı moleküler yapılara da tautomer adı verilir. Fizyolojik koşullarda, pürin ve pirimidin halkalarına N atomları genellikle amino (NH2) biçiminde, guanin ve timinin C atomlarına bağlı O atomlarda genellikle keto (CO) biçimindedir. Bazların genelde belli taumerik biçimlerde bulunması genetik materyalin kararlılığı açısından önemlidir.

Bazların Molar Oranları:
Bazların molar oranları hidroliziz ve kromatografi yöntemleri ile belirlenebilir. Farklı türler arasında baz oranları büyük değişiklikler göstermesine rağmen, aynı türün farklı organ ve dokuları arasında benzer oranlara rastlanmaktadır (tablo – 1).

DNA kaynağı A G C T 5-metil - C
Boğa timusu 28.2 21.5 21.2 27.8 1.3
Boğa dalağı 27.9 22.7 20.8 27.3 1.3
Boğa spermi 28.7 22.2 20.7 27.2 1.3
Sıçan kemik iliği 28.6 21.4 20.4 28.4 1.1
Buğday tohumu 27.3 22.7 16.8 27.1 6.0
Maya 31.3 18.7 17.1 32.9 -
E. coli 26.0 24.9 25.2 23.9 -
M. tuberculosis 15.1 34.9 35.4 14.6 -
ØX 174 24.3 24.5 18.2 32.3 -


Tablo 1 : Çeşitli kaynaklardan elde edilen DNA’lardaki baz oranları.

Bir DNA molekülünde pürinlerin toplamı pirimidinlerin toplamına eşit olduğu gibi amino bazların toplamı da (A ve C) keto (okso) bazların (G ve T) toplamına eşittir. A ve T eşit molar miktarda bulunur. Dolayısıyla G ve C de eşit molar miktarda bulunur. Bu eşitlikler DNA heliksinin formasyonu hakkında en önemli verilerdendir ve bu Chargaff’ın kuralı olarak ifade edilir. Bu kanunu A + G / T +C = 1 şeklinde de ifade edilir. Bununla birlikte G + C / A + T 1’e eşit değildir. Bu oran çeşitli türlerde ölçülmüş ve değerlerin 0.45 ile 2.80 arasında değiştiği gösterilmiştir. Örneğin birçok bakteriyofajda bu oran 0.5 dir. Yüksek bitkilerde ve hayvanlarda bu oranın değişim sınırları daha dardır ve genel olarak 0.55 – 0.93 arasında bulunur.
Chargaff kuralının iki önemli istisnası vardır. Birincisi buğday tohumu DNA’sında G ve C eşit miktarda değildir. Çünkü buğday tohumunda bol miktarda bulunan 5 – metilsitozin birçok sitozinin yerini alır. İkinci istisna ØX 174 DNA’sındadır. Burada ne A T’ye ne de G C’ye eşittir. Çünkü ØX 174 DNA’sı tek iplikçiklidir.
DNA baz miktarları açısından iki gruba ayrılır. Bunlardan biri AT’ce zengin olanlar ve diğeri ise – ki bu daha az rastlanan tipidir – GC’ce zengin olanlardır.

DNA’nın Primer Yapısı:
Bir baz ile deoksiribozun bağlanması ile oluşan kısma nükleozid denir. Baz ve pentoz molekülü glikozidik bağ ile birbirine bağlanır. Glikozidik bağ şekerin 1´ karbon atomuyla pürinin 9. pozisyonundaki (N9), pirimidinin ise 1. pozisyonundaki (N1) azot atomu arasında meydana gelir. Bu yapıya fosfat (PO4) grubunun katılmasıyla oluşan molekül nükleotid adını alır. Başka bir ifade ile bu nükleozid monofosfattır. Fosfat grubunun bağlanması pentozun 5´ karbonunun esterleşmesiyle meydana gelir. DNA’nın yapıtaşları için kullanılan terminoloji aşağıdaki tabloda gösterilmiştir.

Baz Nükleozid Nükleotid Nükleik asit
Adenin (A) Deoksiadenozin Deoksiadenilat (dAMP) DNA
Guanin (G) Deoksiguanozin Deoksiguanilat (dGMP) DNA
Sitozin (C) Deoksisitidin Deoksisitidilat (dCMP) DNA
Timin (T) Timidin Timidilat (dTMP) DNA


Tablo 2 : Nükleik asit terminolojisi.

Bir DNA molekülünün tek iplikçiğinin oluşması deoksiribonükleotidlerin polimerizasyonu ile meydana gelir. RNA’da olduğu gibi DNA’da da nükleotidler arası bağlar fosfodiester bağlarıdır.
Bilindiği gibi deoksiribozda 5 karbon atomu vardır. Bu karbon atomlarının birincisine baz bağlanır. Üçüncü ve beşinci karbon atomları hidroksil grupları taşır. Bu hidroksil grupları sayesinde fosfat grubu bu karbon atomlarına bağlanır. Polimerizasyon reaksiyonunda kullanılan asıl yapıtaşları nükleozidtrifosfattır (NTP). Dört farklı bazdan dolayı 4 tip NTP (ATP, GTP, CTP, TTP) vardır. Şekil 4’de bir nükleotidin üç farklı yapısı (dAMP, dADP ve dATP) örnek olarak gösterilmiştir.

Adından da anlaşılacağı gibi NTP’ler üç fosfat grubu taşır. Bu fosfatlar içten dışa doğru α, β, γ olarak adlandırılır. Bu üç fosfat grubu deoksiribozun beşinci karbon atomuna bağlıdır. Bir NTP molekülü diğer bir NTP molekülü ile α pozisyonundaki fosfat grubu ile fosfodiester bağı kurar. Bu bağlanmada bir önceki nükleotidin 3´ ucu görev alır. Böylece zincir 5´ 3´ yönünde ilerler. Kovalent ester bağları olarak da bilinen bu bağlar son derece kuvvetlidir. Şeker fosfat omurgası 5´ – 3´ bağları ile oluştuğundan, bir polinükleotid zincirinin bir ucunda daima serbest 5´ – PO4 grubu taşıyan bir nükleotid diğer ucunda daima serbest 3´ – OH grubu taşıyan bir nükleotid bulunur. Bu nedenle polinükleotid zincirlerde bir polarite vardır. Birbirine zıt uçlar 5´ ve 3´ uçları olarak adlandırılır. İkinci ve dördüncü pozisyondaki karbon atomları hidroksil grubu taşımazlar ve herhangi bir molekül bağlamazlar. İkinci karbon pozisyonunda bir hidroksil grubunun varlığı siklik fosfat formasyonunu imkansız hale getirir.

Şekil 5 : DNA’nın primer yapısı (polinükleotid zincir).

Omurgadaki PO4 grubunun varlığı polinükleotid zincirlerin asit özellikte olmalarına yol açar ve nükleik asit terimi de bu özellikten kaynaklanır. Bununla beraber, fizyolojik koşullarda nükleik asitler genellikle tuz halinde ve nötr durumda bulunurlar.
DNA polinükleotid zincirleri kimyasal veya enzimatik yolla hidrolitik olarak nükleotidlerine parçalandığında, kırılma fosfodiester bağlarının her iki tarafında da meydana gelebilir. Buna göre serbest kalan nükleotidler fosfat gruplarını pentozun 5´ ve 3´ pozisyonuna bağlı olarak taşırlar. Buna göre nükleik asit yapısından ayrılan nükleotidler nükleozid – 3´ – monofosfat veya nükleozid – 5´ – monofosfat olabilirler.

DNA’nın Sekonder ve Çift Sarmal Yapısı:
1953’de Watson ve Crick, DNA’nın bilinen çift sarmal (double helix) modelini kurdular. Watson – Crick modeli, X – ışını ile çalışan kristallografların, organik kimyacıların ve biyologların düşünce ve çalışmalarına dayanır. Bunlardan biri, Wilkins ve Franklin tarafından, izole edilmiş DNA fibrillerinin X ışınlarını kırma özelliklerinin açıklanmasıdır. Elde edilen X ışını fotoğrafları, DNA’nın zincirlerindeki bazların diziliş sırasına bağlı olmaksızın, çok düzenli biçimde dönümler yapan bir molekül olduğunu göstermektedir. Aynı zamanda, böyle bir molekül yapısının birden fazla polinükleotid zincirin birbiri etrafında dönümler yapmasıyla meydana gelebileceğine işaret etmekte ve molekülde tekrarlanmalar yapan kısımlar arasındaki uzaklıklar hakkında bilgi sağlamaktadır.

Watson – Crick probleme, “DNA yapısı, onun biyolojik görevi ile ilişkili olmalıdır” düşüncesiyle yaklaşmışlardır. Bu ilişki teorinin anahtarı durumundadır. Hücrenin makromoleküllerinin yapısının biyolojik görevle ilişkili olması, Watson – Crick teorisiyle önemli şekilde vurgulanır ve bu düşünce moleküler biyolojinin temelini oluşturur.
Watson ve Crick’in sunduğu modele göre DNA çift zicirli yapıdadır. Bu çift zincir iki tek zincirin bazları arasında hidrojen bağları oluşmasıyla meydana gelir. Bu iki polinükleotid zincir ortak bir eksen boyunca sağa dönümlü bir heliks oluşturur.
İki polinükleotid zincir birbirine H bağlarıyla tutunur. Bu bağlar, dönümler yapan DNA molekülünün stabilitesinin korunmasında büyük ölçüde yardımcı olurlar. Baz çiftleri çift sarmalın termodinamik stabilitesine iki yolla katılır. Bunlardan biri, bazlar arasında H bağı oluşurken enerji açığa çıkmasıdır. Diğeri ise, sarmal boyunca üst üste dizilmiş baz çiftlerinin elektron sistemleri arasındaki etkileşimler sonucu oluşan hidrofobik baz dizilişlerinden enerji açığa çıkmasıdır. Bu etkileşimler sarmal yapıyı negatif yüklü fosfat grupları arasındaki itici elektrostatik kuvvetler karşısında dengeler.
Guanin ile sitozin arasında üçlü H bağı oluşurken, adenin ile timin arasında ikili H bağı oluşur (şekil 7). Bu bağların bazların hangi atomları arasında oluştuğu tablo 3’de gösterilmiştir. G ile C arasında üçlü, A ile T arasında ise ikili H bağı oluşmasının sebebi bu bazların moleküler yapısından kaynaklanmaktadır. H bağı sayısındaki bu fark olası yanlış baz eşleşmelerinin yapılmasına engel olmaktadır.


H bağı oluşan atomlar Aradaki uzaklık (Å)
T – A N3 – H..............N1
O4..............H – N6 2.835
2.940
C – G O2..............H – N2
N3..............H – N1
N4 – H.............O6 2.86
2.95
2.91



Tablo 3 : H bağlarının oluştuğu atomlar ve aradaki uzaklık


Bazlar arasında H bağları oluşumunun özgüllüğü, iki polinükleotid zincirdeki fosfodiester bağlarının birbirine göre ters yönde olmasına yol açar. Bu nedenle iki polinükleotid zincir birbirine ters yönde paraleldir. Yani iki zincir kimyasal yapı bakımından birbirine zıt durumdadır (şekil Cool.

İki polinükleotid zinciri birbirine bağlayan H bağları daima bir pirimidin bazı ile bir pürin bazı arasında meydana gelir. Baz eşleşmesi adı verilen bu bağların özgül bir biçimde meydana gelmesi pürin ve pirimidin bazlarının yapılarındaki bazı farklardan meydana gelir.
Bunlardan birisi sterik kısıtlama denilen olaydır. Yapılarından da anlaşılacağı gibi pürin ve pirimidin bazlarının uzayda kapladıkları yer farklıdır. Pirimidin bazları (C ve T) pürin bazlarından (A ve G) daha küçüktür. Buna karşılık iki polinükleotid zincirin şeker – fosfat omurgasının oluşturduğu sarmal yapıda eşleşme yapan baz çiftlerine bağlanan glikozidik bağlar arasındaki uzaklık DNA molekülünün her yerinde 10.85 Å dür. Bu mesafenin dolayısıyla da DNA’nın stabilitesinin korunması için daima bir pürin ile bir pirimidin bazının eşleşmesi gerekmektedir.
İkinci bir sebep ise H bağları oluşumu gereksiniminin kısıtlaması. Pürin ve pirimidin bazlarındaki H atomları iyice belirlenmiş pozisyonlarda bulunurlar. Bazlar arasında sıkı bir etkileşim sağlamak için, H bağlarının yönelimleri ve uzaklıkları ancak adenin ile timin ve guanin ile sitozin arasında olmaktadır. Buna göre, pürin ve pirimidinler arsındaki baz eşleşmesi; daha da özgül olarak sadece adeninle timin ve guaninle sitozin arasında meydana gelir. Bir DNA molekülünün açık yapısı şekil 9 da gösterilmiştir.

Yukarıda açıklanan nedenlerden dolayı bir DNA sarmalının çapı yaklaşık 2 nm (20 Å) olarak sabit kalmıştır. DNA molekülü sağa doğru dönümler yaparken dönümler sırasında zincirlerdeki bazları şeker halkalarına bağlayan glikozidik bağlar tam olarak karşı karşıya gelmezler. Bunun sonucu olarak, çift sarmalın şeker fosfat omurgaları eksen boyunca eşit aralıklı yer kaplamazlar ve omurgalar arasında oluşan olukların boyutları eşit değildir. Daha derin olana büyük oluk, diğerine ise küçük oluk denir (şekil 10).
Nükleotidlerin bazları molekülün omurgasının iç kısmında bulunur. Bazların konumları sarmalın eksenine dik durumdadır. Birbirine komşu baz çiftlerinin dönümleri arasındaki uzaklık 3.4 Å dür. Ayrıca her baz çifti komşusuna göre 36º’lik açı yapacak şekilde yerleşmiştir. Buna göre, yaklaşık 10 baz çifti 360º’lik tam bir dönümü tamamlayacağından, her dönümün boyu 34 Å dür (şekil 10).

DNA çift sarmalının genetik açıdan en önemli özelliklerinden birinin ortaya çıkmasını da baz eşleşmelerindeki özgüllük sağlar. Bu özellik DNA molekülündeki iki polinükleotid zincirin birbirinin tamamlayıcısı olmasıdır. Bu kavram bazlar arasındaki eşleşmenin daima A – T ve G – C arasında olmasından kaynaklanır. A ile T’nin ve G ile C’nin birbirini tamamlaması özelliğine göre, bu özgül bazları karşılıklı olarak taşıyan iki zincirin birbirinin tamamlayıcısı olduğu kabul edilir. Buna göre, bir zincirdeki baz dizisi diğerindeki diziyi belirler.
Tamamlayıcılık özelliği, genetik materyalin işlevlerini doğru biçimde nasıl yapabildiğinin açıklaması açısından DNA’nın en önemli temel özelliklerinden biridir.
Çift sarmalın dışta bulunan şeker – fosfat omurgası yüksek derecede negatif yüklüdür. İn - vitro çözeltilerde bu yükler metal iyonlarıyla (örneğin Na ile) nötr duruma getirilir. Fizyolojik koşullarda ise nötr hale getirilme pozitif iyonlarla (katyonlar veya bazik proteinlerle) yapılan etkileşimler sonucu sağlanmaktadır.

DNA Yapısının Biyolojik Anlamı:
Hücrenin kalıtım materyalinin iki ayrı görevi olmalıdır. Birincisi, bu materyal kendi kendine çoğalabilmeli; ikincisi, herhangi bir hücrenin yapısı veya görevinde gereken işleri başarabilmelidir.
DNA ipliklerinin birbirini tamamlayıcı olması ve tamamlayıcı bazlar arasında çok özel bağların bulunması aradaki hidrojen bağlarının kendiliğinden meydana gelmesi, DNA’nın yalnız başına kendine benzer yeni bir molekülün oluşmasını sağlar. DNA molekülünün bir yarısı, yeni oluşan molekül için bir kalıp gibi rol oynar. Hidrojen bağlarının meydana gelişi, bir enzimle katalize edilmeksizin, kendi kendine olan bir olaydır. Özel tamamlayıcı bazların seçimi, bu yüzden katalize edilmeye gereksinim göstermez. Fakat nükleotidlerin fosfodiester bağlarla bağlanması bir kovalent reaksiyondur ve enzimatik katalizle gerçekleşir.
DNA’nın ikinci biyolojik görevi, protein sentezinde kullanılmak üzere gerekli bilgiyi sağlamaktadır. Bu bilgi naklinden DNA yapısındaki bazlar sorumludur.

DNA’nın Moleküler Ağırlığı:
Bir DNA molekülünün ağırlığı içerdiği baz çift sayısıyla doğru orantılıdır. Nükleik asitler uzun ve dallanmamış moleküllerdir. Çaplarının dar olmasına karşılık boyları çok uzundur. Örneğin 3000 baz çifti (3kb) taşıyan bir DNA parçasının boyu 1 µm dir. Bilindiği gibi DNA’nın çapı 2 nm dir.
Organizmaların yapısı karmaşıklaştıkça içerdikleri genetik materyalin kitlesi genellikle artış gösterir. Bunun temel nedeni, basitten gelişmiş canlılara doğru gidildikçe gen sayısının artmasıdır. Örneğin, SV40 virüsünün 5.2 x 103 baz çiftinden ibaret genomunda sadece 5 – 10 gen bulunur. E. coli genomunda ise yaklaşık 4 x 106 baz çifti vardır. Eğer E. coli’de bir genin ortalama 1000 baz çifti içerdiğini var sayarsak, bu bakteride yaklaşık 4000 gen bulunması gerekir.
DNA moleküllerinin moleküler ağırlıklarını klasik kimyasal metodlarla tam olarak belirlemek oldukça güçtür. DNA moleküllerinin ağırlıklarının ölçülmesinde en çok kullanılan yöntemler şunlardır;

• viskozitenin ölçümü,
• sedimantasyon oranı,
• elektron mikroskobu ile,
• otoradyografi,


Genelde bu metodların iki veya daha fazlasının bir kombinasyonu kullanılabilir.
DNA moleküllerinin ağırlıkları 106 ile 109 dalton (1 dalton= 1.66 x 10-24 g dır.) değişir. Zaman zaman ağırlıklar 109 da geçebilir.
Değişik türlere ait DNA molekülleri ağırlıkları tablo 4 de verilmiştir.



Kaynak M. A. Uzunluk Nükleotid çifti sayısı
E. coli 2.2 x 109 1 mm 3 x 106
H. influenzae 8 x 108 300 µm 12 x 105
Bakteriyofaj T2-T4 1.3 x 108 50 µm 2 x 105
Bakteriyofaj λ 33 x 106 13 µm 0.5 x 105
Bakteriyofaj ØX174 1.6 x 106 0.6 µm -
Polioma virüsü 3 x 106 1.1 µm 4.6 x 103
Fare mitokondrisi 9.5 x 106 5 µm 14 x 103


Tablo 4 : Çeşitli DNA moleküllerine ait veriler.

DNA’nın Farklı Biçimleri:
Watson ve Crick’in buluşlarından sonra son yıllarda, DNA ipliklerinin X ışını kırılma özelliklerini çalışılmasıyla, DNA’nın hiç değilse 3 yapısal şekilde bulunduğu gösterilmektedir. Watson ve Crick’in yapısal özelliklerini belirlediği DNA, bu gün B – DNA diye isimlendirilir. Farklı yapısal şekildeki diğer DNA’lar ise A ve Z DNA’lardır. Bu farklı organizasyonlar, bazı özel nükleotid sıralarının çift helikse devamlı bir bükülme verebilmesiyle ortaya çıkar. Böylece her bir DNA şekli, hem çift heliksin dışından yalnızca bazlarını eşleştirerek ve hem de bazların iskeletin eksenine göre pozisyonlarındaki ayrıntılarını belirleyerek ayırt edilir. Bu üç tip DNA dışında da farklı özellikte DNA’lar vardır fakat bunlar çok az miktarda bulunduklarından burada incelenmeyecektir.
B – DNA : Hücresel DNA’nın büyük bir kısmı bu gruba dahildir. Şu ana kadar incelediğimiz DNA’da B – DNA’dır. Kısaca tekrar değinmek gerekirse çapı yaklaşık 2 nm olan bu DNA biçiminin her dönümünde yaklaşık 10 baz çifti bulunur. Bazı kaynaklarca bunu 10.5 olabileceği de belirtilmiştir. Sağa dönümler yapan DNA’da baz çiftlerinin düzlemleri sarmalın eksenine dikeydir ve sarmal küçük ve büyük oluklara sahiptir. Düşük iyon yoğunluklu çözeltilerde ve nem derecesi çok yüksek (%92) fibrillerde DNA B biçiminde bulunur. Canlı hücrelerin fizyolojik koşullarına uyum gösterecek DNA biçimi de B – DNA’dır.
A – DNA : Sağa dönümlü ve her dönümde 11 baz çifti bulunan DNA yapısıdır. Baz çiftlerinin düzlemleri eksene göre 20º’lik eğimlidir ve komşu baz çiftleri arasındaki uzaklık 2.7 Å dür. Bu nedenle A – DNA molekülleri B yapısındaki benzerlerinden daha kısa ve geniş çaplıdır (23Å). Küçük oluklarda daha belirgin ve derindir. Sodyum, potasyum veya sezyum iyonları varlığında ve %75 nem içeren fibrillerde DNA A biçiminde bulunur, yani B – DNA’nın dehidratasyonuyla meydana gelir.


Hücrede A – DNA biçiminde bölgelerin bulunup bulunmadığı ve eğer bulunuyorsa işlevi tam olarak bilinmemektedir. Bununla beraber, 2´ OH grubunun B biçiminin oluşmasını engellemesi nedeniyle, RNA’nın çift zincirli bölgelerinin A biçiminde olması gerekir.
Z – DNA : Bu biçimin en ayırt edici özelliği dönüm yönünün sola doğru olmasıdır. Z – DNA dönüm boyu 45.6 Å olan ve dönümlerinde en fazla 12 baz çifti içeren bir yapıya sahiptir; çapı da diğerlerine göre daha dardır (18Å). Şeker – fosfat omurgası sarmal boyunca zikzak bir hareket yaptığı için bu yapı Z – DNA olarak adlandırılır. Z – DNA da sadece tek çeşit oluk bulunur.
Pürin ve pirimidinlerin düzenli olarak birbirini izlediği dizilere sahip DNA’larda, uygun iyon koşullarında, Z biçimi oldukça kolay elde edilmektedir. Ayrıca tekrarlanan GC dizilerinin bulunduğu bölgelerde, özellikle sitozinlerin C5 atomlarına metil grubu eklenmesiyle oluşan 5 – metilsitozinler B – DNA’nın Z – DNA biçimine dönüşmesine yol açmaktadır. Hatta, metillenme pürin - pirimidin tekrarı olmaksızın da aynı sonucu yaratmaktadır.
Z biçimi in - vitro bazı olağan dışı koşullarda elde edilmektedir. Örneğin yüksek tuz yoğunluğu kullanılması nükleotidler arasındaki itme kuvvetini arttırmakta ve Z – DNA’nın dar çaplı yapısını ayarlamaktadır. Z – DNA’nın hücre içindeki oranı henüz bilinmemektedir.
Şekil 11 : (a – c) A, B ve Z – DNA’lar (M=büyük oluk, m=küçük oluk).
Bu üç tip DNA molekülüne ait bazı ölçüm değerleri aşağıdaki tabloda verilmiştir.

DNA biçimi Baz çifti sayısı/dönüm Dönüm/baz çifti Baz çiftleri arası uzaklık Sarmal çapı
B 10.4 +34.6º 3.38 Å 20 Å
A 11 +34.7º 2.56 Å 23 Å
Z 12 -30.0º 3.71 Å 18 Å


Tablo 5 : Çeşitli DNA biçimlerine ait bazı veriler (+ = sağa dönüm, - = sola dönüm).


Calladin Kuralları
Chris Calladin 1982’de yaptığı deneysel çalışmalar sonucunda DNA’nın yapısıyla ilgili çeşitli kurallar bulmuştur.Bu kurallar sonucunda Calladin bir DNA yapı modeli ortaya atmıştır.Bu model tamamlanamamıştır çünkü elektrostatik ilişkileri faktörleri ve hidrojen bağlarının hidrasyonunun faktörleri tam olarak bilinmez.
*B-DNA Sarmal ekseninin düz olmasına gerek yoktur.Ancak 112 Å’un yarıçapı ile kıvrılabilir.
*Kıvrılma açısı p 36 der.’de değişme gösterebilir. Fakat 28 der.’den 43 der. Kadar çeşitlilik gösterebilir.
*Pervane dönüşünün sınırları C-G çifti için +11 der. Ve A-T çifti için +17 der.’dir.
*Baz çiftleri çarpışmaları azaltarak uzun eksenleri boyunca dönerler.
*Şeker kıvrılması C3’-exo’dan O 4’endo ve C2’endo’ya kadar değişiklik gösterir.
*Bazlar bölgesel olarak kayarlar ve bu şekilde üst üste çakışırlar. D(TCG) içinde ki burada C-2 , G-3 ile stoğu yükseltmek için sarmal ekseninin arasında hareket eder.
Ave B –DNA’nın polimorfları çift ipliğin yer yer açılmaları ile ve kristal yapıdaki yan çıkışlar açıklıklar ve nanomerik parçalar halinde gözlenir.
DNA EĞRİLMESİ (bending)
Ave B tipi birer sarmal arasındaki birleşme sonucu eğri DNA ortaya çıkar. Sarmal ekseninin içinde 26 der.’lik bir eğrilme ile oluşur.Birleşmeler her 5 baz’da bir ve karşılıklı oluşur. Bu eğrilme olayının bir sonucudur ki bu DNA’nın sürekli bir kıvrılmaya sahip olmasını sağlar. Uyumsuz baz çifti eşleşmeleri 2 şekilde olur.
1-Transition mismatch (geçişle yanlış eşleşme)
2-Transversion mismatch (çaprazlama ile yanlış eşleşme)
A,B ve Z formlarında G-T baz çiftlerinde gözlenir.Tipik “wobble”çiftleri oluşur. Bu çiftler anti-anti glikozilik bağlara sahiptir.D(CGCGAATTAGCG)dodecamerin kristalleri bir (anti) G-A (syn) yanlış eşleşmiş baz çiftine sahiptir. Bu eşleşme 2H bağı ile olur. Diziye bağımlı değişiklikler,DNA’nın proteinlerce tanınmasını sağlayan önemli bir faktördür. Buna göre şöyle bir sonuca varılabilir. DNA yapısal olarak diğer makromoleküllerle ilşki kuracak şekilde evrim geçirmiştir. Buna göre serbest doğrusal DNA sarmalı biyolojik olarak en uygun yapıdır.
Kaymış (Slipped) Yapılar: Doğrudan dizilerde oluşurlar ve önemli düzenleyici bölgelerin üst taraflarında yer alırlar.Tanımlanan yapılar tek iplikli nükleazların “cleaveage”dokuları ile uyumlu olmakla beraber iyi bilinmemektedir.
Pürin-pirimidin ekleri: Bunlar düşük sıcaklıklarda büyük girintiler de , baz çiftleşmesinde uzun aralıklı , dizilere bağımlı tekil baz kaymaları ile alışılmışın dışında yapılar oluşur.
Anizomorfik DNA: Bu doğrudan tamirle alışılmadık fiziksel ve kimyasal özellikleri olduğu bilinen viral DNA’nın eklem bölgelerindeki dizilerle ilgili DNA yapılarına verilen addır. İki birbirini tamamlayıcı iplik değişik yapılara sahiptir. Bu negatif süpercoillerde ortaya çıkan kıvrılmaların gerilimi altında görülen, dizi merkezlerinde meydana gelen ardışık yapısal kırıklara yol açar.
Saç tokası şeklindeki ilmekler(Hairpin loop): Bunlar ters dönmüş tamamlayıcı diziler sahip parçaları olan tekil oligonükleotid iplikleri tarafından oluşturulur.Örneğin 16-merd (CGCGCGTTTTCGCGCG)hekzamer tekrarına sahiptir ve onun kristal yapısı 4T’li ilmeği olan hairpin ve bir Z DNA hekzamer gövdesi gösterir. B u ters dönmüş diziler DNA dupleksinde yer aldıkları zaman haç formunun oluşumu için gerekli koşullar meydana gelmiş demektir.
Haç benzeri (cruciform): Bu iplik içi baz çiftleşmesi içeren bir yapıdır. Tek bir açılmamış dupleks bölgeden iki hairpin ilmeği ile iki gövde meydana getirirler. Tersine dönmüş dizi tekrarlar palindromlar olarak bilinir. Bunlar kısa bir aradan sonra ters yöndeki aynı dupleks dizinin takip ettği DNA dupleks dizilerine sahiptir. Bu durum decamer olamayan iki dizinin palindromlarının yer aldığı Pbr322 bakteriyal plazmidinin içinde de gözlenir. Her ne kadar ilmeklerde bazlar kısmi olarak depolanıyor olsada tek bir haç şeklindeki yapının oluşumunu enerji miktarı 75 kjmol kapalı dairesel süper helikal DNA’ların kullanıldığı bu yapının deneylerinde , bu enerji negatif süpercoillerin formundaki gerilme enerjisinin serbest bırakılması ile elde edilir.Bu da haçın kollarının uzunluğu ile doğrudan ilişkilidir. 10,5bç’lik bi kolun oluşumu süpercoili bir dönüş kadar çözer.


Nadir Görülen DNA Yapıları:
1980’den beri alışılmışın dışında DNA yapıları olduğu bilinmekteydi. Bazıları DNA’ların süper coillerine bağlıdır.

Kıvrık DNA:
DNA duplexleri 150 baz çiftinden daha uzundur. Dairelerin kovalent kapanış tarafından açık DNA mini dairesini eğriliği diziye bağlıdır. DNA’nın bu eğriliği tripanozomatitlerden alınan kinetoplast DNA’sı içinde gözlemlenmiştir. Bu açık DNA mini dairelerinin kaynağını oluşturur. Kinetoplast DNA’sı kısa A eklere sahiptir. Bunlar genel dizi tarafından 10 baz çifti aralıklarla yerleştirilmiştir. Herbir tekrar için 20-25 eğrilik içerir.DNA eğrilmesi bu poli (DA eklerinin kalıtımsal özelliği olup çok sayıda oligonükleotitler içinde gözlenebilirler. Richard Dickerson poli (dA) ekleri doğrusaldır. B form kristal yapıda gözlenmiştir. Eğrilme ise sarmalın sınırları içinde meydana gelir. Herbir yarım dönme başına bu doğrusal dA eklerinin tekrarlı değişimi kıvrık DNA’yı oluşturur. (Şekil 16)
W-DNA:
Sol yönde dönen çift sarmal yapı için zikzak model önerilerek oluşturulmuştur. Daha az dönüme sahiptir. Genel olarak B DNA’ya benzer bir glikozil geometrisi bakımından Z DNA’ya çok benzer. Sitozin C endo şeker kıvrımlarına sahiptir. W’de de Z DNA daki gibi minor girintiler ve major girintiler yüzeyseldir. Z DNA W DNA’dan daha az enerjiye sahiptir.
Logged

seni şimdi sefemem :askim: çünki $eee... rolleyes eee... dersim vay :T:                                        
ama..................
çiko aLırsan bijiLer yababiLirim... :$
..............Hayat boŞ! EqLeN coŞ! :oley:
________________________________________________
“Yaşam geriye bakarak anlaşılır, ileriye bakarak yaşanır.”

--------------------------------------------------------------------------------------
ipek
Prenses
*

Rep Puanı : 4000
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 18958

Konu Sayisi: 2222

...PaSaKLı ŞiRiNe...


Üyelik Bilgileri WWW

Uyari Puani:
%0
« Yanıtla #2 : 15 Aralık 2007, 05:15:13 »

ÇANAKKALE 1915

18 Mart Çanakkale Zaferi
Tarihteki ve Ulusal Yaşantımızdaki Yeri


Turhan OLCAYTU * E.Tümgeneral
3 Kasım 1914 ve 18 Mart 1915 tarihleri arasında Çanakkale Boğazı'nda cereyan eden bir seri deniz savaşlarıyla Gelibolu Yarımadası'nda 25 Nisan 1915 - 8/9 Ocak 1916 tarihleri arasında yapılan kara savaşları, Türk tarihinin en şerefli sayfalarını dolduran birer zafer destanıdır.
Çanakkale Zaferini, büyük Türk Ulusuna, Atatürk gibi dahi bir lider hediye etmiştir. Türk bağımsızlık savaşının temelleri, Çanakkale'nin sularında, Conkbayırı'nda ve Anafartalar'da atılmış, bu zaferler Türk Kurtuluş Savaşına maya çalmıştır.

Türk Ulusu; İstanbul'u kurtaran Anafartalar kahramanı Mustafa Kemal Paşayı Çanakkale'den tanımış; 19 Mayıs 1919'da O, Samsun'a çıktığı gün Suriye ve Filistin cephelerinden terhis olarak Anadolu'ya dönen Türk halkı, "bu benim kahraman komutanımdı" diyerek O'nun etrafında kenetlenip İstiklal Savaşı'na katılmıştır.

Türk Ulusu ve dünya O'nu böylece tanırken, O da Conkbayırı'nın, Kocaçimen'in, kan deryası can pazarında ulusunun ve Türk askerinin asıl cevherini yakından tanıxxxxx daha sonra girişeceği Bağımsızlık Savaşını kesin zaferle sonuçlandıracağı kanaatini daha o zamandan edinmiştir. 18 Mart zaferi kazanılmasaydı, düşman donanması, daha 1915'in Mart ayında İstanbul'a girerek Osmanlı İmparatorluğu'nu çökertebilecekti.

Çanakkale Boğazı'nı denizden aşıp İstanbul'a giremeyen İtilaf Devletleri, 25 Nisan 1915'ten başlayarak 8-9 Ocak 1916'ya kadar süren Çanakkale kara savaşlarında Mustafa Kemal tarafından durdurulamasaydı, Birinci Dünya Savaşında Çarlık Rusyası en kısa yoldan müttefiklerinin yardımlarına kavuşacağı için yıkılmayacak, muhtemelen Ekim 1917 Bolşevik İhtilali de olmayabilecekti. Bu durumda Almanya'nın yenilgisi hızlanacak ve 1. Dünya Savaşı belki de 1915'te sona erecekti. Çanakkale Zaferi; harbin 4 yıl sürmesine, üç imparatorluğun (Osmanlı, Çarlık ve Avusturya/Macaristan İmparatorlukları) tarih sahnesinden silinmesine neden olmuştur. Gelibolu Yarımadası'nda düşmana kesin darbeler vurarak onları yenilgiye uğratan Alb. Mustafa Kemal'in Anafartalar tepesinde yaktığı zafer meşalesi, Kurtuluş savaşımızın da yolunu aydınlatmıştır.
Böylece 18 Mart deniz zaferimizi taçlandıran 25 Nisandan sonraki kara savaşlarında, Mustafa Kemal'in etkin liderliği sayesinde kazanılan zaferlerin, ulusal tarihimize ve dünya tarihine yön veren etkin rolünü yukarda belirtilen noktalarda toplamak mümkündür.

18 Mart 1915 Çanakkale Deniz Savaşı ve Öncesi

Boğaz savunması, girişten itibaren "Dış-Orta-İç Tabyalar" olmak üzere üç savunma grubu halinde tertiplenmişti. Boğaz kıyıları boyunca 20 tabyamızda, çoğunluğu kısa menzilli ve eski model, 170 adet top mevzilendirilmişti. İtilaf Devletlerinin savaş gemilerinde çoğunluğu büyük çaplı uzun menzilli 247 adet en modern toplar bulunmaktaydı.

İtilaf Devletlerinin Akdeniz Başkomutanı Amiral Carden, Boğazı geçerek İstanbul'a girmek için üç aşamalı saldırı planı yapmıştı. İstanbul'a bir ay içinde ulaşacağını hesaplamıştı. Plan gereğince, 3 Kasım 1914 günü 7 zırhlı ile Boğaza bir keşif taarruzu yaptı. Girişteki tabyalarımız zarar gördü. İkinci saldırıyı 19-25 Şubat 1915 tarihleri arasında 7 gün süreyle devam ettirdi. Türk topçusunun atış

menzili dışından yapılan bombardımanlar etkili oldu. 19 topumuz ve Boğaz girişindeki tabyalarımız kullanılamaz hale geldi. 26 Şubat günü düşman donanması Boğaza girdi orta kesimdeki tabyalar 8
saat süreyle kesintisiz bombardımana tabi tutulup sarsıldı. Bu başarılar üzerine Amiral Carden, Londra'ya çektiği bir telgrafta, 14 gün içerisinde İstanbul'a ulaşabileceğini müjdeliyordu. Amiral, hazırlıklarını tamamlamaktaydı. Son darbe 18 Martta indirilecekti. Ne var ki, kağıt üzerinde yapılan bu
savaş planında, Türk'ün kahramanlığı ve savaş azmi hesaba katılmadığı için evdeki hesap çarşıya uymayacaktı.

18 Mart 1915 Günü Savaşı

18 Mart günü, bundan 85 yıl önce, Çanakkale'de ufukları ümit ve zafer neşesi kaplayan bir gün daha doğdu. İtilaf Donanması 18 savaş gemisiyle saat 10.00'da boğazı yarıp geçmek üzere girmeye başladılar. İlk ateşi TRIUMPH zırhlısı, Çanakkale'ye 12 Km. mesafedeyken saat 11.15'te açtı. Savunma planımıza göre, gemiler topçularımızın ateş menziline girinceye kadar pusuda bekleyecek ve baskın tarzında ateş açılacaktı. Nitekim böyle yapıldı. Düşman; yaklaştıkça, topçularımızın giderek yoğunlaşan isabetli atışlarıyla karşılaşıyordu. Saat 12.00'ye geldiğinde orta kesimdeki 3 tabyamız ağır hasar almış, ama ayakta kalan diğer topçularımızın hedefini şaşmayan mermileri AGAMENNON zırhlısının çelik yeleğini parçalamış, INFLEXIBLE zırhlısının komuta köprüsü uçurulmuş ve bu arada düşman donanması Çanakkale'ye 7 Km. kadar sokulmayı başarmıştı. Savaşın en şiddetli anları yaşanıyordu. Türk topçuları Boğazı cehenneme çeviriyor, düşman zırhlıları da kıyı şeridindeki mevzilerimizi hallaç pamuğu gibi atıyor, kıran kırana bir savaş oluyordu.
Bu sırada Fransız GAULOIS zırhlısı aldığı ağır yaralarla saf dışı kalmış, BOUVET zırhlısı yırtılan çelik gömleğini yenilemek üzere geriye kaçarken, bir gece önce Dz. Yzb. Hakkı'nın NUSRET mayın gemisiyle boğaza döşediği mayınlara çarparak 639 personeli ile birlikte karanlık limanın sularına gömülerek kayboluyordu. BOUVET'in imdadına koşan SUFFREN ve GAULOIS da aynı akıbete uğramıştır. Saat 15.00'te IRRESISTIBLE ve onu takiben 16.00'da INFLEXIBLE ve 10 dakika sonra OCEAN zırhlıları, tam ileri atılacaklarken onların da ayakları Yzb. Hakkı'nın tuzağına takılarak batarken, INFLEXIBLE güçlükle kurtularak römorkör yedeğinde İmroz'a dönüyordu. Böylece 6 saatte 3 büyük zırhlısını kaybeden, bir bu kadarı da ağır hasara uğrayan gemilerini acıyla seyreden Amiral De ROBECK, kalanları kurtarabilme telaşıyla saat 17.30'da boynu bükük çekilme emrini veriyordu.
Logged

seni şimdi sefemem :askim: çünki $eee... rolleyes eee... dersim vay :T:                                        
ama..................
çiko aLırsan bijiLer yababiLirim... :$
..............Hayat boŞ! EqLeN coŞ! :oley:
________________________________________________
“Yaşam geriye bakarak anlaşılır, ileriye bakarak yaşanır.”

--------------------------------------------------------------------------------------
ipek
Prenses
*

Rep Puanı : 4000
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 18958

Konu Sayisi: 2222

...PaSaKLı ŞiRiNe...


Üyelik Bilgileri WWW

Uyari Puani:
%0
« Yanıtla #3 : 15 Aralık 2007, 05:18:02 »

DEPREMLER SON 50YIL

Dünyada Son 25 Yılda Yaşanan Büyük Depremler

• 28 Temmuz 1976 – Çin: Yüzyılımızın en çok ölümle sonuçlanan depremi. 8,2 büyüklüğündeki deprem Çin'in doğu kıyılarını vurdu. Merkez üssü Tangsham kenti olan depremde yaklaşık 500 000 kişi hayatını kaybetti.

• 10 Ekim 1980 - Cezayir: Merkezi El Asnam kenti yakınlarında olan deprem, Richter ölçeğine göre 7,3 büyüklüğündeydi. 2590 kişinin öldüğü bu felakette 330 000 kişi de evsiz kaldı.

• 23 Kasım 1980 – İtalya: Deprem 2375 kişinin ölümüne yol açarken 7500'ün üzerinde insanın da yaralanmasına neden oldu. Merkez üssünün Eboli olduğu bildirilen bu deprem Napoli'de oldukça yoğun biçimde hissedildi. Depremde 1500'den fazla kişi kayboldu. Depremin büyüklüğü 7,2'ydi.

• 11 Temmuz 1981 – İran: 6,8 büyüklüğündeki depremin bilançosu 1027 ölü, 800'ün üzerinde yaralı.

• 13 Aralık 1982- Yemen: 3000 kişinin öldüğü, 2000'den fazla yaralının bulunduğu bu deprem Richter ölçeğine göre 6 büyüklüğündeydi.

• 19 Eylül 1985 – Meksika: Mexico City ve çevresini vuran bu deprem, Richter ölçeğine göre 8,1 büyüklüğündeydi. Depremde kaç kişinin öldüğü tam olarak saptanamadı. 6000-12 000 kişinin ölmüş olabileceği düşünülen depremde yaralı sayısı 40 000'in üzerindeydi.

• 10 Ekim 1986- El Salvador: Richter ölçeğine göre 7,5 büyüklüğünde yaşanan bu depremde 1500 kişi öldü 20 000 kişi yaralandı. 300 000'den fazla insan da bu depremde evsiz kaldı.

• 7 Aralık 1988 - Sovyetler Birliği: 25 000'in üzerinde insanın öldüğü, 18 000'inin de yaralandığı 6,9 büyüklüğündeki bu depremde Ermenistan'ın kuzeybatısındaki Spitak kasabası tümüyle yerle bir oldu. Leninakan kentinin de büyük bölümü depremden zarar gördü.

• 21 Haziran 1990 – İran: Bu depremde 35 000'in üzerinde insan öldü. 100 000'den fazla insan da yaralandı. 7,7 büyüklüğündeki depremde 500 000'den fazla kişi de evsiz kaldı.

• 16 Temmuz 1990 – Filipinler: Richter ölçeğine göre 7,7 büyüklüğünde yaşanan bu depremde ölü sayısı 2000, yaralı sayısı ise 3500. Merkez üssü Cabantuan olan depremde 148 000 kişi evsiz kaldı ya da başka bölgelere göç etmek zorunda kaldı.

• 1 Şubat 1991- Pakistan/Afganistan: İki ülkede de hissedilen ve ölümlere yol açan bu depremin büyüklüğü Richter ölçeğine göre 6,8'di. Pakistan'da 200, Afganistan'da da 1000'den fazla kişinin ölümüne yol açan depremde yüzlerce insan da yaralandı.

• 20 Ocak 1991- Hindistan: Delhi'nin kuzeybatısındaki Uttarkaşi yakınlarında 6,1 şiddetindeki bu depremde 1600 kişi öldü 2000 kişi yaralandı.

• 12 Aralık 1992 – Endonezya: Doğu Nusa Tangera olarak bilinen bölgedeki adaların bir bölümünde meydana gelen deprem 6.8 büyüklüğündeydi. En az 2200 kişinin öldüğü ve 1490 kişinin yaralandığı depremde 700 kişi de kayboldu. Kayıp kişiler de kayıtlara ölü olarak geçti.

• 30 Eylül 1993 – Hindistan: Bu tarihte ardarda yaşanan depremler Indra-Pradeş, Maharaştra gibi eyaletleri vurdu. Ölü sayısının 22 000'e ulaştığı depremlerin en şiddetlisi 6,4 büyüklüğündeydi.

• 17 Ocak 1995 – Japonya: Kobe kentinde meydana gelen depremde 6500 kişi öldü. Japonya'yı son elli yılda vuran depremlerin en şiddetlisi olan Kobe depremi Richter ölçeğine göre 7,2 büyüklüğündeydi.

• 28 Mayıs 1995 - Rusya: Rusya'nın petrol üretim merkezlerinden biri olan Neftogorsk'da meydana gelen depremde yaklaşık 2000 kişi öldü. Depremin büyüklüğü 7,5 olarak ölçüldü.

• 10 Mayıs 1997 – İran: 2000 kişinin öldüğü binlerce kişinin yaralandığı bu depremde birçok köy ve kasaba da ağır hasar gördü. Depremin büyüklüğü Richter ölçeğine göre 7,1 olarak saptandı.

• 4 Şubat 1998 – Afganistan: En az 4500 kişinin öldüğü depremin büyüklüğü 6,1'di.

• 30 Mayıs 1998 – Afganistan: Takhar bölgesinde 50 köyün yıkıldığı 3000'den fazla insanın yaşamını yitirdiği şiddetli bir deprem yaşandı.

• 25 Ocak 1999- Kolombiya: 6,2 büyüklüğündeki bu depremde 1200 kişi öldü, 4500'ün üzerinde kişi yaralandı.

Türkiye'de hasar yapan depremler

Gün/Ay/Yıl Büyüklük (Ms) Yer Ölü Yaralı Ağır hasarlı konut Enlem (N) Boylam (E) Derinlik (Km) Şiddet (Mks)

10.02.1962 4 Mus - - 97 38.70 41.45 - -
04.09.1962 5.3 Iğdır 1 22 - 39.96 44.13 40 -
11.03.1963 5.5 Denizli - - 54 37.96 29.14 40 -
18.09.1963 6.3 Çınarcık-Yalova 1 26 230 40.77 29.12 40 VII
22.11.1963 5.1 Denizli - - 298 37.07 29.68 60 -
24.03.1964 4 Siirt 1 - 100 37.95 42.00 - -
14.06.1964 6 Malatya 8 36 678 38.13 38.51 3 VIII
06.10.1964 7 Manyas 23 130 5398 40.30 28.23 24 IX
13.06.1965 5.7 Denizli-Honaz 14 217 488 37.85 29.32 33 VIII
31.08.1965 5.6 Karlıova - - 1500 39.30 40.79 33 -
07.03.1966 5.6 Varto 14 75 1100 39.20 41.60 26 VIII
12.07.1966 4 Varto 12 - 90 39.17 41.56 - -
19.08.1966 6.9 Varto 2394 1489 20007 39.17 41.56 26 IX
07.04.1966 4.8 Adana-Bahçe - - 100 37.00 35.30 - -
22.07.1967 7.2 Adapazarı 89 235 5569 40.67 30.69 33 IX
26.07.1967 6.2 Pülümür 97 268 1282 39.54 40.38 30 VIII
30.07.1967 6 Akyazı 2 40 - 40.70 30.40 18 -
07.04.1967 5.3 Adana-Bahçe - - 91 37.40 36.20 32 -
24.09.1968 5.1 Bingöl-Elazığ 2 40 - 39.20 40.20 8 -
03.09.1968 6.5 Amasya-Bartın 29 231 2073 41.81 32.39 5 VIII
14.01.1969 6.2 Fethiye - - 42 36.11 29.19 22 -
03.03.1969 5.7 Gönen 1 - 20 40.08 27.50 6 -
23.03.1969 6.1 Demirci - - 1100 39.10 28.40 9 VII
25.03.1969 6 Demirci - - 1826 39.25 28.44 37 -
28.03.1969 6.6 Alasehir 41 186 4372 38.55 28.46 4 VIII
06.04.1969 5.6 Karaburun - 3 443 38.50 26.40 16 -
28.03.1970 7.2 Gediz 1086 1260 9452 39.21 29.51 18 IX
19.04.1970 5.9 Çavdarhisar-Kütahya - 2 41 39.10 29.70 18 -
23.04.1970 5.7 Demirci - 43 150 39.10 28.70 28 -
02.07.1970 4.8 Gürün 1 - 150 38.80 36.70 19 VIII
12.05.1971 6.2 Burdur 57 150 1389 37.64 29.72 30 VIII
22.05.1971 6.7 Bingöl 878 700 5617 38.85 40.52 3 VIII
26.04.1972 5 Ezine - - 400 39.50 26.30 25 -
22.03.1972 4.7 Sarıkamış - 4 100 40.40 42.20 2 -
16.07.1972 5.2 Van 1 - 400 38.30 43.30 46 -
01.02.1974 5.2 İzmir 2 20 47 38.55 27.22 31 VI

Türkiye'de hasar yapan depremler

Gün/Ay/Yıl Büyüklük (Ms) Yer Ölü Yaralı Ağır hasarlı konut Enlem (N) Boylam (E) Derinlik (Km) Şiddet (Mks)
06.09.1975 6.9 Lice 2385 3339 8149 38.47 40.72 32 VIII
25.03.1975 5.1 Kars-Susuz 2 26 762 40.95 42.96 25 VI
19.08.1976 4.9 Denizli 4 28 887 37.67 29.17 - VII
24.11.1976 7.2 Çaldıran-Muradiye 3840 497 9552 39.12 44.16 10 IX
02.04.1976 4.8 Doğu Beyazıt 5 13 236 39.91 43.76 14 VI
30.04.1976 5 Ardahan 4 - 300 41.20 42.60 - -
25.03.1977 4.8 Lice 8 17 210 38.58 40.03 29 -
26.03.1977 5.2 Palu 8 26 842 39.34 43.50 25 -
09.12.1977 4.8 İzmir - - 11 38.56 27.47 - -
16.12.1977 5.3 İzmir - - 40 38.40 27.19 24 -
14.06.1979 5.9 Foça - - 22 38.92 26.89 - -
30.06.1981 4.4 Antakya - - 2 36.17 35.89 63 -
27.03.1982 5.2 Muş-Bulanık - - 424 39.23 41.90 38
05.07.1983 4.9 Biga 3 - 85 40.33 27.21 7 -
30.10.1983 6.8 Erzurum-Kars 1155 1142 3241 40.20 42.10 16 VIII
18.09.1984 5.9 Erzurum-Balkaya 3 35 187 40.90 42.24 10 -
05.05.1986 5.8 Malatya-Sürgü 8 24 824 37.95 37.80 10 VII
06.06.1986 5.6 Sürgü-Malatya 1 20 1174 38.01 37.91 11 -
07.12.1988 6.9 Kars-Akyaka 4 11 546 40.96 44.16 5 -
13.03.1992 6.8 Erzincan-Tunceli 653 3850 6702 39.68 39.56 27 VIII
01.10.1995 5.9 Dinar 94 240 4909 38.18 30.02 24 VIII
14.08.1996 5.4 Çorum-Amasya - 6 707 40.73 35.28 12 VI
27.06.1998 5.9 Adana-Ceyhan 146 94-0 4000 36.85 35.55 23 -
17.08.1999 7.4 17 Ağustos Kocaeli 15000 32000 50000 40.70 29.91 20 IX
Logged

seni şimdi sefemem :askim: çünki $eee... rolleyes eee... dersim vay :T:                                        
ama..................
çiko aLırsan bijiLer yababiLirim... :$
..............Hayat boŞ! EqLeN coŞ! :oley:
________________________________________________
“Yaşam geriye bakarak anlaşılır, ileriye bakarak yaşanır.”

--------------------------------------------------------------------------------------
ipek
Prenses
*

Rep Puanı : 4000
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 18958

Konu Sayisi: 2222

...PaSaKLı ŞiRiNe...


Üyelik Bilgileri WWW

Uyari Puani:
%0
« Yanıtla #4 : 15 Aralık 2007, 05:19:26 »

BUCA

Adı Rumca "Köşede, kenarda kalan köy" anlamındaki "Bovios" sözcüğünden gelme Buca'nın ilk kuruluşu İ.Ö 630 yılına kadar uzanmaktadır.
17. yüzyıl sonlarında bir sayfiye yeri olan Buca, tarihin izlerini günümüze dek taşıyan yapılara sahiptir. Eski dönemlerde üzüm bağları ile de ünlü Buca; hipodromu ve haraları ile de İzmir'in önemli ilçelerinden biridir.
Köşkleri ve kiliseleriyle ünlü bu ilçeye girişte ziyaretçileri tarihten günümüze süzülüp gelen Kızılçullu Su Kemerleri karşılar.
Hasanağa Bahçesi 107 bin 615 metrekarelik alana yayılan bahçenin ilk sahibi İtalyan Levanten işadamı Aliotti olduğu söylenir. Daha sonraları Ödemiş eşrafından Hasan Ağa bahçeyi satın almış. O dönemde bile düzenli bir altyapıya sahip oluşu yer altında bulunan su kanalları, bahçedeki havuz şelalesinin çalıştırılmasıyla tepeden bakıldığında gözlemlenebilen bir kadın silueti ile hayret uyandırır. Bahçe öyle dizayn edilmiştir ki gökyüzünden bakıldığında ağaçların dizilişi bir haç şeklini verir. Bahçede bir arada bulunan 12 selvinin ise 12 havariyi simgelediğine inanılır.
Buca aynı zamanda ülkemizin Safranbolu, Maçka, Kula ve Milas'ta bulunan 3 katlı cumbalı eski Türk evlerinin halen ayakta olduğu bir yerleşim birimidir. Dutlu Sokak ve çevresindeki yapılar buna örnek gösterilebilir.
Kızılçullu Su Kemeri

Eski adı Kızılçullu olan Şirinyer'de bulunan su kemerleri Meles Çayı üzerindedir. Kadifekale'de kurulan şehre su getirmek için yapılmıştır ve geç Roma dönemine aittir. Yapımında taş tuğla ve Roma harcı kullanılmıştır. Kemerler zamanla Bizanslılar, Selçuklular ve Osmanlılar tarafından onarılarak uzun süre kullanılmıştır.
Forbes Köşkü

Buca'daki levanten malikaneleri arasında en çarpıcı ve mimari yönden en görkemlisidir. 1908 yılında onarılan ve 1 yıl sonra yanan köşk 1910 yılında yeniden bugünkü haliyle inşa edilmiştir. Halen SSK Buca Hastanesi bahçesinde bulunan köşkte Kültür Bakanlığı'nca yürütülen restorasyon çalışması devam etmektedir.

Protestan Kilisesi

1838 yılında yapılan kilise Protestan İngiliz şapelidir. 1961'de Buca Belediyesi'ne devredilmiştir. Hacvari planı ile her zaman büyük ilgi gören kilisenin neogotik pencerelerinde büyük değer taşıyan cam vitraylar, devir işleminden sonra Alsancak'taki St. John Evangelist şapaline nakledilmiştir. Belediye uzun süre kültür sanat etkinlikleri için kullandığı yapıyı 2001'de, kilise olarak kullanılmak üzere devretti.
Kız Kulesi

Halen ayakta olan Kız Kulesi Rumlar tarafından yapılmış enteresan dizaynı olan bir taş yapıttır.

Buca İstasyonu

Yakın tarihe kadar Buca'da Hıristiyanlar, Museviler ve Türkler bir arada yaşıyorlardı. Bunun yanı sıra İngiltere, Fransa, İtalya ve Hollanda ile ticari ve giderek sanayi ilişkileri çerçevesinde oluşan levanten grubu bir sayfiye yeri olarak kullandıkları Buca'ya yerleşmişler, 1872 yılında da kendi yaşamlarını kolaylaştırmak için bugün hala kullanılan istasyonu inşa etmişlerdir
Forbes Sevgi Yolu:
Şirinyer Seda Pastanesi önünden başlayıp Buca SSK Hastanesi önünde biten 2.5 kilometrelik Forbes Caddesi'nin 1 kilometrelik bölümünde Sevgi Yolu Projesi hayata geçirildi. Menderes Caddesi'nin trafik yükünü azaltmak amacıyla alternatif yeni yolun Buca Belediyesi tarafından hizmete açılmasından sonra atıl kalan Forbes Caddesi, eğlence ve dinlence mekanı haline getirildi.
Sevgi Yolu'nda oturma grupları, havuz, akan dereler, canlı hayvan barınakları (Tavşan, maymun, ördek, sülün ve tavuskuşu) ve gençlerin kültürel etkinlikler yapabileceği mini bir amfi tiyatro yer almaktadır. Forbes Sevgi Yolu, 27 Ekim 1998 tarihinde yapılan açılışla hizmete girdi ve zamanla birçok etkinlik ve kutlamaya ev sahipliği yaptı.
Coğrafi Konum:
İzmir’in 9 kilometre güneydoğusunda kurulmuş olan Buca, Nif Dağı’nın güney eteklerine yerleşmiştir. Yüzölçümü 180 kilometrekare, denizden yüksekliği 38 metre olup kuzeyinde Yenişehir, kuzeydoğusunda Torbalı, batısında Karabağlar bulunmaktadır. Yayvan görünüşlü arazi ile çevrelenmiş olup, çevredeki tepeler, vadiler ve bitki örtüsü bakımından oldukça zengindir.
Buca düz ve verimli topraklara sahiptir. Tıngırtepe, Zeytintepe, Koşutepesi ve Karacaağaç gibi tepeleri de vardır. Nif Dağı’ndan doğan Melez Çayı, Şirinyer’den geçer ve Halkapınar’da denize dökülür.
İklim:
Buca, Akdeniz ikliminin tipik özelliğini taşır. Kışları bol yağış alır, yaz ayları ise sıcak geçer. Yıllık sıcaklık ortalaması 26-27 derecedir.
Yerleşim:
Buca, İzmir’in en eski yerleşim yerlerinden biridir. Kırıklar, Karacaağaç ve Belenbaşı olmak üzere 3 köyü vardır. Bütün yerleşim birimleri ovada kurulmuş olup, dağlık arazide kurulu köy yoktur. İlçe merkezinde 38 adet mahalle muhtarlığı ve 3 adet köy muhtarlığı bulunmaktadır. İlçenin kuzeyinde Kemalpaşa ve Bornova, batısında Konak, güneyinde Menderes, doğusunda da Torbalı İlçesi bulunmaktadır.
Nüfus:
Buca, bugün nüfus artışı yönünden Türkiye’nin en hızlı gelişen ilçeleri arasında yer almaktadır. Son nüfus sayımına göre 1990 yılında 1980 yılına göre %97’lik artış oranı ile metropol düzeyde en hızlı gelişen ilçe olmuştur. İlçenin göç alma oranı %97’dir. İlçeye göç günümüzde de sürmektedir. 1950’li yıllarda doğudan batıya doğru başlayan göçler, Buca’yı da etkisi altına almıştır. Ayrıca ilçede Evka, İzkent, Ege-Koop, Buca Koop konutlarının bulunması ve birçok fakültenin kurulması ilçeye göçü son yıllarda daha da hızlandırmıştır. 1990 yılında 203.383 ,1997 yılı itibarıyla 285.250 olan nüfus 2001 yılında 314.638 (resmi olmayan sonuçlara göre)’e ulaşmıştır.
Buca İstasyonu

Yakın tarihe kadar Buca'da Hıristiyanlar, Museviler ve Türkler bir arada yaşıyorlardı. Bunun yanı sıra İngiltere, Fransa, İtalya ve Hollanda ile ticari ve giderek sanayi ilişkileri çerçevesinde oluşan levanten grubu bir sayfiye yeri olarak kullandıkları Buca'ya yerleşmişler, 1872 yılında da kendi yaşamlarını kolaylaştırmak için bugün hala kullanılan istasyonu inşa etmişlerdir
Eğitim:
Eğitim ve öğretim olarak Buca oldukça zengindir. İlçedeki okuma yazma oranı %99'dur. İlçe nüfusu içindeki okuma yazma bilmeyenlerin oranı ise % 0.12'dir. İlk, orta ve lise düzeyinde eğitim veren 56 okul bulunmaktadır. Ayrıca son yıllarda üniversite düzeyinde büyük gelişmeler gözlenmektedir. İzmir'de bulunan Dokuz Eylül Üniversitesi'ne bağlı Eğitim Fakültesi, İktisat Fakültesi, Hukuk Fakültesi, Sosyal Bilimler Enstitüsü, Adalet Yüksek Okulu, Manisa Spor Akademisine bağlı Beden Eğitim Bölümü de Buca'da eğitim hizmeti veren okullar arasında yer almaktadır. Bu arada yapımı süren Dokuz Eylül Üniversitesi'nin kampüslerinin tamamlanması ile Buca bir anlamda FAKÜLTELER İLÇESİ olacaktır. Bu arada öğrencilere bilgi takviyesi amacıyla ilçemizde özel dershaneler, sürücü kursları, eğitim öncesi ve sonrası için hizmet veren çok sayıda kreş, ana okulu vardır.
Logged

seni şimdi sefemem :askim: çünki $eee... rolleyes eee... dersim vay :T:                                        
ama..................
çiko aLırsan bijiLer yababiLirim... :$
..............Hayat boŞ! EqLeN coŞ! :oley:
________________________________________________
“Yaşam geriye bakarak anlaşılır, ileriye bakarak yaşanır.”

--------------------------------------------------------------------------------------
ipek
Prenses
*

Rep Puanı : 4000
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 18958

Konu Sayisi: 2222

...PaSaKLı ŞiRiNe...


Üyelik Bilgileri WWW

Uyari Puani:
%0
« Yanıtla #5 : 15 Aralık 2007, 05:33:30 »

YER YUVARLAĞININ YAPISI ve YER ŞEKİLLERİNİN OLUŞUMU

1) Yer Yuvarlağının yapısı :
- Yer yuvarlağının yapısı; güneş sisteminin ve evrenin oluşumu ile açıklanabilir. 15 milyar yıl önce evren çok yüksek sıcaklık ve yoğunluktaki bir yapıdan, patlama sonucunda oluşmuştur.
-

2) Yer Kabuğunun yapısı :
- Yer, zamanla soğumaya başlamıştır. Ve yerin iç kısmı ise hala sıcaktır. Yer soğumaya başladıkça yeryüzü yavaş yavaş şekillenmiştir.
- Yer yüzünden yerin içine doğru inildikçe her 33 metrede 1 C sıcaklık artmaktadır.
- Yer kabuğu dünyayı dıştan kuşatan bir tabakadır. Taş kürenin en üst katını oluşturur.
- Yer kabuğunun alt katmanı ise bazalt birleşimindeki taşlardan oluşmuştur. Bu yapıya sima denir.

YER KABUĞUNUN MALZEMELERİ (KAYAÇLAR) :
1) Püskürük Taşlar :

a) İç püskürük taşlar : Yer kabuğu altındaki mantonun yer kabuğunun çatlak ve kırık kısımlarından tıkanarak soğumasıyla oluşan taşlardır. (Granit)

b) Dış püskürük taşlar : Yer kabuğu altındaki mantonun yer kabuğunun çatlak ve kırık kısmından yeryüzüne çıkması ve soğuması ile oluşur. (Bazalt ve andezit)

2) Tortul taşlar : Diğer yüzüne dış güçler tarafından getirilen maddelerin tortulanmasıyla (Üst üste birikmesiyle) oluşur. İçerisinde yer yer fosiller bulunur.

a) Mekanik tortullar : Dış güçlerin etkisiyle getirilen çakıl, kum, kil gibi malzemelerin yeryüzünün çukur yerlerine birikmesiyle oluşur. (Kum taşı, kıl taşı)

b) Kimyasal tortullar : Suda erimiş halde bulunan minerallerin suyun geçtiği yere çökelmesi veya tortulanması ile oluşurlar. (Kireç taşı, alçı taşı)

c) Organik tortular : Hayvan, bitki gibi canlı kalıntılarının üst üste birikip katılaşması ile oluşan taşlardır. (Tebeşir)

3) Başkalaşmış taşlar : Tortul ve püskürük taşları yüksek sıcaklık ve basınç altında kalarak değişikliğe uğraması ile oluşur. (Mermer oluşumu)


YER YUVARLAĞININ İÇ YAPISI

- Yer yuvarlağının dış kısmını oluşturan katı tabakanın altında manto denilen bölüm yer alır. Manto, yer çekirdeğinin örtüsü durumundadır.
- Yer küre hacminin %80’nini manto oluşturur.
- Mantodan sonra yer yuvarlağının iç kısmını çekirdek oluşturur.
- Çekirdekte sıcaklık 4500 C bulur.
- Mantonun katı olan üst bölümü yer kabuğu ile birlikte taş küre olarak adlandırılır.
- Taş küre levha denilen büyük parçalar halindedir
JEOLOJİK DEVİRLER
- Dünyamız şimdiki biçimini alıncaya değin değişik evrelerden geçmiştir. Birbirinden farklı bu evrelerden her birine jeolojik zaman denir.
- Jeolojik zamanlar dört tanedir ve yaklaşık 570 milyon yıl sürmüştür. Bu dönemde oluşan tortul taşlar, o dönemde yaşayan canlıların fosillerini içerir.
İÇ ve DIŞ KUVVETLER
- Enerjisini yerin içinden alan kuvvetlere iç kuvvetler denir. (dağ oluşumu, kıta oluşumu ve volkanizma dır.)
- Enerjisini güneşten alan kuvvetlere ise dış kuvvetler denir. (akarsular, rüzgarlar, dalgalar)
- İç ve dış kuvvetler birbiriyle sürekli mücadele halindedir.
- İç kuvvetler yeryüzünün kabartılarını meydana getirirken; dış kuvvetler ise bunları aşındırarak ortadan kaldırmaya ve seviyesine yakın az engebeli düzlüklere (peneplen) dönüştürürler.
- Dış kuvvetlerin yer yüzünün yüksek kesimlerinin aşındırmasıyla elde ettiği malzemeler yer yüzünün çukur yerlerinde (okyanus, deniz) biriktirmesi ile jeoseklinaller oluşur. Bunların kalınlığı binlerce metreyi bulur.

Yer kabuğunun hareketleri :
- Yer kabuğu bir bütün değildir. Çatlaklardan ve kırık boşluklardan oluşur. Yer kabuğu bir birinden ayrı parçalardan oluşur. Bu her bir parçaya levha denir.
- Bu levhalar manto üzerinde yüzer haldedirler. Yaklaşık yılda 1-2 cm hareket ederler.

DAĞ OLUŞUMU ve TÜRKİYE’DE DAĞ OLUŞUMU

1) Dağ Oluşumu :
- Okyanus ve deniz diplerinde biriken kalın tortul tabakalar (jeosenklinal) kıtalarının levha birbirine yaklaşması sonucu yan basınçlara maruz kalırlar.
- Bu yan basınçlar sonucunda jeosenklinal eğer esnek yapıdaysa kıvrılarak yükselir ve yer yüzünün kıvrım dağlarını oluşturur. (Toros dağı)
- Jeosenklinal eğer sert yapıdaysa veya önceden yükselmiş kıvrım dağları tekrar yan basınçlara maruz kalırsa kırılma olur. Yükselen bölümlere horst, alçakta kalan kısımlara ise grabent denir. Yüksekte kalan horstlar dağı oluştururken, alçakta kalan kısımlar, daha sonra akarsuların gelişmesiyle ovaları oluşturur. (Ege bölgesi kıyı kesimleri. Burada yer alan boz dağlar kırılma sonucu oluşan horstlardır. Bu dağlar arasında bulun ve üzerinde aynı isimli akarsıların geçtiği bakırçay, b.menderes , ovalarında birer çöküntü (grabent) alanlarıdır.)

2) Kıta Oluşumu :
- Yer kabuğunun geniş tabanlı alçalma ve yükselme hareketleridir. Bu alçalma ve yükselme hareketleri çeşitli biçimlerde olabilir.
- Kıtaların yükselmesi sonucunda su seviyesi geri çekilir. Bu olaya denizlerin çekilmesi yani reogresyon denir. Tam tersi durumuna da transregsiyon denir.

3) Volkanizma :
- Yer kabuğu altındaki kızgın mağmanın yer kabuğunun çatlak ve kırık yerlerinden yeryüzüne çıkmasına denir.
- Bu sırada yeryüzüne katı gaz ve akıcı maddeler çıkarır. (karbondioksit, taş, kaya)
- Lavların üst üste birikmesiyle zamanlar volkanik dağlar meydana gelir. (K.Ağrı, Tendirek, Nemrut vb.)
- Volkan küllerinin yıllık birikmesiyle tüf tabakaları oluşur.

4) Deprem :
- Yerkabuğunu oluşturan katmanların yerlerinden oynamalarıyla hissedilen sarsıntılardır.
- Oluşumlarına göre yerel depremler ve tektonik depremler olarak ikiye ayrılır.
- Yerel depremler kısa sürede ve dar alanda etkili olan yıkıcı etkileri az olan sarsıntılardır.
- Tektonik depremler daha şiddetli etkili alanı daha fazla dolayısıyla tahrip gücü daha fazla olandır.

TÜRKİYE’DE OVALAR VE PLATOLAR

Ova ve Türkiye’de Ovalar :
Ova akarsuların derince yer etmediği eğik olmaya, varsa da az olan çevresine göre alçakta olan düz yerlere ova denir.

1) Oluşumlarına Göre Ovalar :

a) Aşıntı Ovalar : Dış güçler tarafından aşırı dereceden aşındırıp, düzleştirilmesi sonucu oluşur. Bu ovalara Türkiye’de rastlanmaz. Doğu Avrupa bu konuya en belirgin örnek olarak bilinmektedir.

b) Çöküntü Ovalar : Yeryüzündeki çöküntü hendeklerin, dış güçlerin taşıyıp getirdiği taklarla dolması sonucu oluşur. (Iğdır ovası)

c) Birikinti Ovası : İç kesimlerdeki ya da kıyılarda ki çukur alanların, dış güçlerin taşıyıp getirdiği tortulların dolması sonucu oluşur. (Konya ve Malatya ovaları)

d) Karstik Ovalar : Çökebilir taşların uzandığı alanlarda, suyun taşları çözümlemesi sonucunda oluşan ovalardır. Bu çanakların tabanının tortullarla dolup düzleşmesi ile karstik ovalar oluşur. (Teke ve Taşeli platoları)


2) Bulunduklarına göre ovalar :
- Ovalar kıyıya yakın ya da uzak olma durumlarına göre kıyı ovalar ve iç ovalar diye ikiye ayrılır.
- Kıyı ovalar; Bafra, Finike vb.
- İç ovalar; Eskişehir, Muş vb.

3) Yükseltilerine göre ovalar :
-
Bazı ovalar deniz seviyesine yakın iken, bazı ovalarda denizden 1000-2000 metre yüksektir. Bunlar grubuna göre ikiye ayrılır.
- Alçak ova; Çukurova, Çarşamba vb.
- Yüksek ova; Konya, Malatya vb

PLATOLAR

a) Aşıntı Platoları : Dış güçler tarafından yüzeyi aşındırılmış, akarsuların derin vadiler kazdığı düzlüklerdir.

b) Kırılma (Tektonik) Platolar : Dikey yönlü basınçların etkili olduğu alanlarda, eski kütlelerin kırılması ile oluşur. (İç Batı Anadolu platoları)

c) Volkanik Platolar : Geniş alanlara yayılan tüf ve akışkan lavların düzleştirdiği alanların, akarsularla yarılması sonucu oluşur.

d) Karstik Ovalar : Kireç taşı gibi çözünebilen taşla