|
ULUSAL BASINDA KARAMAN VE KARAMANLICA DİLİ HAKKINDA ÇIKAN YAZILAR
(Hürriyet Gazetesinden alınmıştır): "Anadolu'da yaşayan, Ortodoks olmalarına rağmen Yunanca bilmeyen ve sadece Türkçe konuşan gruba biz "Karamanlı" derdik.
Kayseri, Konya, Sivas ve Tokat taraflarında yaşayan Karamanlılar Ortodoks ama Türk idiler. Balkanlar üzerinden Anadolu'ya gönderilen Kıpçak'ların, Oğuz'ların ve Peçenekler'in soyundan geliyorlardı... Osmanlı vergi kayıtlarında Karamanlılar'ın eski Türklere mahsus adlar kullandıkları ve Aslan, Kaplan, Durmuş, Tursun, Budak, Sefer, Karaca, Karagöz, Kaya, Yağmur, Aykut, Ayvaz, Bahadır, Pazarlı, Bayram, Beyrek, Beytemür yahut Devletyar gibi isimler taşıdıkları görülürdü.
Anadilleri Türkçe olan Karamanlılar Yunanca bilmezler, dualarını bile Türkçe ederler ama Yunan alfabesini kullanırlar ve Türkçeyi Grek harfleriyle yazarlardı. 1896'da yayınlanan "Kayseria Mitropolitleri ve Mâlumat-ı Mütenevvia" isimli şiir kitabında yer alan bir dörtlük, Karamanlılar'ın bu karmaşık yapısını çok güzel anlatıyordu:
"Rum isek de Rumca bilmez, Türkçe söyleriz Ne Türkçe yazar okuruz, ne de Rumca söyleriz Öyle karışık yazı biçimimiz vardır Hurufumuz Yunanice, Türkçe meram eyleriz."
Karamanlılar, Lozan Antlaşmasının imzalanmasından sonra yürürlüğe giren zorunlu mübadeleye tâbi tutuldular. Türkiye ve Yunanistan, İstanbul Rumları ile Batı Trakya Müslümanları dışında kalan bütün Rum Ortodoks ve Müslüman azınlığın karşılıklı olarak değişimine karar vermişlerdi ve bu zorunlu mübadele maddeleri Karamanlılara da uygulandı. Ortodoks Hıristiyan ama Türk olan ve neredeyse bin seneden beri Anadolu'da yaşayan onbinlerce Karamanlı, dilini bile bilmedikleri Yunanistan'a gönderildi.
Mübadeleden sonra Karamanlılar hakkında çok sayıda araştırma yapıldı ve bu araştırmalar Karamanlılar'ın Yunanlı değil Türk olduklarını yeniden gösterdi. Karamanlı'ların Türkiye'de yaşadıkları yıllarda 1854'ten mübadeleye kadar Türkçe ama Yunan harfleriyle bastıkları çok sayıda kitaplarda araştırma konusu oldu ve bu kitapların kataloğu, Yunanistan'da "Karamanlidika" adı altında ve dört ciltlik bir seri halinde yayınlandı."
(Atlas Dergisinden alınmıştır): Aylık Coğrafya ve Keşif Dergisi Atlas'ın Ağustos 2003 tarihli sayısında sayın Gürsel Korat şöyle yazıyordu: "... Uzun zaman önce Karamanlıcayla ilgili bir yazı okurken, Pavli adında birine ait mezar taşının fotoğrafını gördüm. Bu mezar taşının üst kısmına Haydari baltası şekli işlenmişti. Altında ise Yunan harfleriyle Türkçe (Ya dost bana ziyarete mi geldin) yazıyordu. Mezar taşındaki derviş edası düşündürücüydü; bu haliyle ne Hristiyan, ne de Müslüman bir kimliğe aitti. Batıni bir kimliği ima ediyor, ancak yine de adını Havari Pavlus'tan alıyordu.
... Acaba başka yazıtlar ve mezar taşlan da var mıydı? Varsa neyi anlatıyor, hangi alfabe kullanılıyordu? Neden bu yazıya Karamanlıca denmişti? Karamanlıca adı verilen yazı dili Karamanoğullarından beri var olan bir dil miydi? Karamanoğlu Mehmet Bey'in Türkçe konuşma zorunluluğu getiren fermanı ile bu yazı dili arasında bir ilişki olduğu söylenebilir miydi?
Araştırmalarımdan çıkan sonuç, Karamanoğullarının hiçbir biçimde, Karamanlıca dediğimiz Yunan harfi Türkçe yazıyla bağının olmadığıdır.
... Karamanoğulları 1466’da yıkılıncaya kadar, Osmanlı tahtında veraset nedeniyle hak iddia eden, çok büyük tartışmaların ortasında ayakta kalabilen, siyaset bakımından Osmanlı’ya karşı ne varsa onunla işbirliği yapan, Selçuklu, Ermeni ve Moğol Devletlerine duyduğu tepki nedeniyle biraz içe kapanık duran ilginç bir devletti. Karamanlıca, Karamanlıların hüküm sürdüğü bu coğrafyada Osmanlıların egemenlik döneminde ortaya çıktı. Bölgede bununla ilgili pek çok kitabe ve mezar taşı var. Bununla birlikte Karamanlıca’nın Osmanlı’dan önce geliştiğini gösteren tek bir örnek bile yok. Osmanlılar 1466’da yıktıkları Karaman Beyliğini, Karaman Beylerbeyliği yaptıkları için bölgede ortaya çıkan yazı biçimlere, bölgenin adına bağlı olarak Karamanlıca denildi. Eldeki belgeler Karamanlıca’nın, Karaman Beyliği’nin yıkılmasından yaklaşık elli yıl sonra ortaya çıktığını gösteriyor.
... Karamanlıca en basit tanımıyla 16. yüzyıldan 20. yüzyıl başına kadar Yunan alfabesi kullanılarak yazılan Türkçe’dir. Konuşma dilinin fonetik özellikleri erken dönemde Orta Anadolu lehçesiyle, geç dönemde ise Osmanlıcaya benzeşir. Aslında bu yazı dili tümüyle Yunan harflerine dayanmaz. Latin ve Kiril harfleri de zaman zaman göze çarpar. Karamanlıca’nın Yunanca’nın bir lehçesi olduğu iddiası temelsiz, Yunan kültürü ne ait olduğu dayanaksızdır. Çünkü bu yazıyı Türkçe bilen bir Yunan bile okumayabilir. Sekiz yüz yıl Arap harfleriyle yazan Türklerin kültürü nasıl Arap kültürü olmuyorsa, dört yüz yıl boyunca Yunan harfleriyle Türkçe yazmış Hıristiyanların kültürü de Yunan kültürünün mali olamaz.
... Karamanlıca’da yazım birliği yoktur. Bölgeden bölgeye harf stilleri değişebilir veya yalnızca bir bölgede kullanılan harfe rastlanabilir.
... Yunan harfleriyle yazılan Türkçe; Karamanlıca Rumlar mübadeleyle Yunanistan’a göçünce bu dilde yaşayan kültür de Anadolu’dan silindi.”
(Hürriyet Gazetesinden alınmıştır): “Rumlar, yani Doğu Romalılar, Yunanlı değil. Anadolu ve Trakya’nın en eski sakinleri. 6. yüzyıldan sonra Bizans’ın Yunancayı resmi dil olarak kabul etmesinden sonra farklı bir Grekçe konuşmaya başladılar. Aralarında, hiç Rumca —Yunanca bilmeyenler de vardı. Onlara “Karamanlı” deniliyor. Onlar Hıristiyanlığı seçmiş olan özbe öz Türkler. Ama mübadelede yaklaşık 200 bin Karamanlı da Rum sayılarak Egenin karşı kıyısına gönderildi.
Rumlar kendilerinin Likyalıların, Frigyalıların, Kayralıların, Lidyalıların, Truvalıların çocukları olduğunu söylüyor. Çoğu tarih kitabı da bu tezi doğruluyor. İstanbullu, Sakız Adah, Kapadokyalı, Kayserili, Gökçeadalı, Kastamonulu, Bozcaadalı, Muğlalı, Konyalı, Nevşehirliler. Yani hiçbir Yunanistan’dan buraya getirilip yerleştirilmemiş.
Balıklı Rum Hastanesi Vakfı Başkam Dimitri Karayani; biz de tıpkı sizin gibi, öz be öz bu toprakların evladı olan Rumlarız.”
(Hürriyet Gazetesinden alınmıştır): “... Matmazel Evseviya Adasoğlu hanımefendi (91) Rum cemaatinin halen yayınını sürdüren iki gazetesinden biri olan Apoyevmatini’nin (Öğleden Sonra) sahibi. Babası Nevşehirli, annesi Kayserili: Babam İstanbul’a gelinceye kadar Rumca bilmezmiş, annem de ölene kadar Rumca konuşmadı. Çünkü biz Karamanlıyız. Yani köküne kadar Türküz. Biz Rumca'yı yabancı bir lisan gibi öğrendik. Ama Ortodoks Hristiyan olduğumuz için Rum cemati üyesi kabul edilmişiz. Rum alfabesiyle ilk Türkçe romanı yazan bizim soyumuzdan geliyor. Akrabalarımız mübadele döneminde ağlayarak gitmek zorunda kaldılar. Çok mutsuz oldular. Çocuklarına "Türk dölü" diye küfür edilirmiş. Burada da "Rum dölü" diyorlardı bize."
(Aktüel Dergisinin "İstanbul'un Son Domuz Kasabı" adlı haberinden alınmıştır): "... Şehirdeki son domuz kasabı olan Lazari Kozmaoğlu şikâyetçi; elli yıl öncesine göre İstanbul'un artık çok değiştiğini söyleyen Kozmaoğlu sorunun sadece cemaat olarak sayılarının azalması olmadığını, İstanbul'un kimliğini kaybetme noktasına geldiğini söylüyor. "Ben buraya sonradan gelenlerden çok daha fazla Anadoluluyum." diyor."
32 yıldır Dolapdere'deki küçük dükkanında hizmet veren Lazari Kozmaoğlu, artık işlerinin eskisi gibi olmadığını söylüyor. Bunun nedeni olarak da şehirdeki gayrimüslim nüfusun her geçen sene biraz daha azalmasını gösteriyor.
... Türkiye'de kendilerinin zaman zaman dışlandıklarını, bunu hissettikleri içinde çok üzüldüklerini söyleyen Kozmaoğlu aynı şekilde Avrupa'ya gittiklerinde de Türk oldukları için hor görüldüklerini anlatırken, bunu akıl almaz bir şey olduğunu söylüyor. "Biz Türkiye'de Hristiyan olduğumuz için bazen hor görülüyoruz. Avrupa'ya gittiğimizde de Türkiye kimliği taşıdığımız için hor görülüyoruz. Adam bakmıyor ki dinine. Pasaportumuza baktığında ülkeyi görüyor adam. Biz de her yerde gümbürtüye gitmiş oluyoruz. "Nereden geliyorsun, Yunan mısın?" diye soruyorlar. Benim Yunanla ne işim olur. Benim ecdadım iki bin senedir Anadolu'da yaşamış. Bir yerden gelmemişiz biz, Anadolu'nun has evladıyız biz... Ben zaten Türküm, benim kimseden farkım yok ki. O İslam, ben Hristiyanım. Ben Karamanlıyım. Hakiki Türk benim yani."
(İslam Ansiklopedisinden alınmıştır.): "Karaman ahalisinin ekseriyeti Türk idi. Hâttâ Karamanlılar, daha doğrusu Rum Ortodoks kilisesine bağlı olan Türkler Rumca bilmezlerdi; Yunan harflerini kullanarak Türkçe yazarlardı. Hâttâ bu tarzda İstanbul'da yayınlanan gazeteleri de vardı. 1919 - 1923 İstiklâl Mücadelesinde Karamanlılar milli hükümetin himayesi ile İstanbul Rum Patrikhanesinden ayrılmışlar ve bir müddet kendi Patrikhanelerinin idaresinde bulunmuşlardır."
Ulusal bir televizyon kanalında: Barış Manço'nun aramızdan ayrıldığı günlerde (bizzat şahit olduğum) Barış'ın üvey babası şöyle diyordu: "Barış'ın dedeleri, Osmanlı Karaman'dan Yugoslavya taraflarına da sürüldü. Aile andaç olarak Osmanlı'nın (Os)'u, Karaman'ın (man)'ını almış ve (Osmanço) olarak anılmışlar."
(Sabah Gazetesinden alınmıştır): "Mezartaşlarına "Allah rahmet eylesin" ve "Ya dost, bana ziyarete mi geldin" yazan Hristiyanlar... Arap harfli Osmanlıcayla XVI. Yüzyıldan XX. Yüzyıla kadar yan yana yaşayan bir dil... Yunan harfleriyle yazılan Türkçe, Rumlar mübadeleyle Yunanistan'a göçünce Karamanlıca ve bu dilde yaşayan kültür de Anadolu'dan silindi."
|