12parmakbağırsağı
Sweet member
Rep Puanı : 2
Offline
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 2830
Uyari Puani:  %0
|
 |
« : 11 Kasım 2007, 11:47:05 » |
|
Hipokondriyak(hastalık hastalığı), yani hastalık hastalığı daha çok erkeklerde görülüyor...
Nezle hipokondri hastaları için sadece nezle değildir, her aksırık ölümün bir habercisi olabilir. Geçmişten, günümüze hastalık hastası kişileri araştıran iki Alman yazarın vardığı ilginç sonuç: Hipokondri daha çok erkeklerde yaygınlaşmakta olan bir bozukluk.
Çevrenizde şüphesiz en küçük hastalık belirtisinde bile son derece titizlenen, önlem alan, korkan, endişe eden insanları tanımışsınızdır.. Bunlar için örneğin nezle sadece nezle değildir, her aksırık ölümün bir habercisi olabilir. Hipokondriler böyle düşünür!
Charlie Chaplin, açık bir cam gördüğünde paniğe kapılır ve her sabah bir Alka-Seltzer (soğuk algınlığı ilacı) alırdı.
Glenn Gould, New York’un yaz sıcağında eldiven ve manto giyiyordu.
Özellikle de şair, filozof, ressam, besteci, oyuncu, bilim adamı gibi zihinsel yeti gerektiren mesleklerde çalışan insanlar hipokondriye daha fazla yakalanıyorlar ve kişiler hastalıklarını ablutofobiden (yıkanma korkusu) ayak parmağı ağrılarına kadar farklı semptomlarla açıklıyorlar.
Alman yazarlar Ulf Geyersbach ve Rainer Wieland şimdi mektupları, günlükleri ve romanları araştırarak sürpriz bilgiler topladılar. Erkekler, hastalık hastası olmaya daha eğimliler.
Alaya tahammülsüzler
Doktor Hopping’de yaşanan hayal kırıklığı gözardı edilecek gibi değil: "Saat onda Dr.Wolf’a muayene olunacak" diye yazıyor Thomas Mann’ın notlarında. "Tabii ki organik bozukluk söz konusu değil. Çarşamba günü sindirim sistemi kontrol edilecek- bildik muayeneler işte, kesinlikle de gereksiz, hepsi sinir bozucu... Eskiden bedenimin dayanıklılığı beni keyiflendiriyordu, ama bunlar artık geride kaldı..."
Spiegel 45/2004’de yayımlanan yazıya göre, hipokondri hastaları, kuruntularına o kadar inanırlar ki başkaları tarafından alaya alınmaya asla tahammül edemezler. Yoksa Moliére’in ölümü de bir tür ceza mıydı? Moliére, 1673 yılında son komedi eseri olan Hastalık Hastası’nın temsilinde hasta rolünü oynarken kalp krizi geçirmiş birkaç saat sonra da ölmüştü.
Peki bu hassas ruhlar ne tür bir tedavinin özlemi içindeler? Leo Tolstoy bunun yanıtını biliyordu:
"Gün boyu yaşanan yorgunluk, akşama doğru hüzne dönüşüyor, şefkat ve sevgi ihtiyacını doğuruyordu. Tıpkı çocuklar gibi, sevgi dolu birine başımı yaslamak ve şımartılmak istiyordum. Ama kim bana sevgi gösterecekti ki? Sevdiğim tüm insanlara bu isteğimi belli ettim, hiçbiri yanaşmadı... Anne beni sevmelisin."
|