ASLİ
Bizden Biri
 
Rep Puanı : 0
Çevrimdışı
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 142
|
 |
|
|
Orduları dağılmış, Anadolu’nun bir bölümü işgal altında olduğu bir dönemde Türk insanı yaşamla ölüm arasında ince bir çizgi üzerinde gidip gelmektedir. Mustafa Kemal Paşa İstanbul hükümetinin gizli emri üzerine bir grup arkadaşıyla önce Samsun’a, sonra Sivas, Amasya, Erzurum’da seri toplantılar yaptığı sırada, Niğde ili de hareketli günlerinden birini yaşamaktadır. Henüz 17-18 yaşlarındaki çocuklar eğitim alnında toplanmışlar, sevk edilecek bölge kuraları çekilmektedir. Bunların içinde öyle biri vardı ki, çelimsiz, zayıf Fahri isimli asker bütün dikkatleri üzerine çekiyordu. Burada iki üç ay eğitim gören asker cepheye gönderilmektedir. Fahri, yeni gelenler arasında silahlı talime çıkmak yerine, bölük komutanın odasına girdi ve;
- Yüzbaşım, ben burada kalmak istemiyorum, dedi. Komutan hiddetlendi. Sinirden yüzü, kulaklarına kadar kızardı ve;
- Herkesin savaşmak için can attığı bir ortamda senin haince davranışını, küstahlığını affetmiyorum, diye Fahri’nin üzerine yürüdü. Tam bu anda Fahri heyecanlandı ve titrek sesiyle;
- Komutanım beni yanlış anladınız. Ben burada üç ay kalıp vakit geçirmek istemiyorum. Ben hastayım, üç ay eğitim yapacak kadar ömrüm olmayabilir, ölmeden önce birkaç düşman askerini telef etmem gerekir. Bana izin verin cepheye gideyim, dedi. Fahri gerçekten hastaydı. Küçük yaştan beri sıtmalıydı. Yüzbaşının şaşkınlığı bakışlarından belliydi. Şimdi sinir ve hiddetin yerini sevgi ve şefkat duygusu almıştı ve;
- Evladım! Askerliğin kuralları öğretilmeden cepheye asker göndermek ancak düşmanı sevindirir. Birkaç hafta burada kalıp hem de tedavi olman gerekmektedir. Fahri ise;
- Yüzbaşım, ben anama söz verdim, yemin ettim. Vatan için ölmeye hazırım, dedi. Komutan ne diyeceğini bilemiyordu Fahri’ye öğüt vererek;
- Evladım, şimdi git biraz düşünelim” diye uyarıda bulundu. Fahri çaresiz oradan ayrıldı. Bir yolunu buldu, cepheye gidecek aşçıbaşı Ahmet ağanın yanına vardı. Ona yalvardı, yakardı neticede onu ikna etmeyi başardı. Fahri soğan doğrayıp, patates soyacak, mutfak işlerinde hizmet verecekti. Ertesi günü eğitim gören askerler hareket etmeye hazırlanırken aşçıbaşı Ahmet ağa yüzbaşıya veda etmek için yanına geldi ve;
- Yüzbaşım hakkını helal et, gidiyoruz. Yanıma Fahri isimli çocuğu da almak istiyorum. O silah taşıyacak durumda değil, çırak olarak yemeklerde bana yardımcı olacak. Sizden izin istiyorum, dedi. Yüzbaşının bulamadığı çareyi Fahri bulmuştu. Yüzbaşı gülümsedi, evet der gibi başını hafif öne eğdi böylece birlik merasimle Niğde’den ayrıldı.
Fahri, Afyon cephesine geleli bir ay olmuştu. Savaştan dönen askerlerle sohbet ediyor, kiminle konuşsa düşman bataryalarının yerini bulamadıklarını, keşfe çıkan askerlerinin geri dönmediğini öğrendi. Türk askerine büyük zayiat veren bu şer ocağını bulmağa karar verdi. Bir gece iki erle bir onbaşı, keşif kolu olarak araziye çıktıkları sırada, Fahri de onların arkasına takıldı. Geriden onları gizlice takip etti. Elinde sadece et bıçağı vardı. Bir ara, onbaşıyla iki asker bir birinden ayrıldılar. Fahri iki askerin peşinden takıldı. Biraz sonra düşman pususuna düşen iki er süngülenerek şehit düşmüştü. Olanları bir çalının ardından arkasından izleyen Fahri düşman askerlerinin uzaklaştığını görünce “ vay hainler” diye mırıldandı. Şehit askerlerinin yanına geldi. Onların silahını ve iki el bombasını aldı. Bir müddet yürüdü. Bir ses duydu sonra sürünerek ilerledi. Tam şafak sökmek üzereydi. Bir çukura girdi üzerini otlarla kamufle etti. Tam bu anda, az ilerde bir şeyler taşıyan düşman askerlerini gördü. Belli ki ölüm saçan batarya burada gizliydi. Fahri’nin kalbi küt küt atmaya başladı. Allah’a sığındı ve sürüne sürüne ilerledi. Bir kayanın ardına geçti. Onları şimdi daha net görüyordu. Ağaç dallarının gizlediği on kadar top namlusunun uçlarını gördü. El bombalarını birbiri ardınca oraya fırlattı. Ortalık bir anda cehenneme döndü. Havada çelik parçalar uçuyordu. Fahri bir ok gibi fırladı, geldiği istikamete doğru kaçmaya başladı. Nefesi kesilir gibi oldu. Elini karnına bastırdı olduğu yere çöktü. Eli kıpkırmızı kan olmuştu. Fahri bombaları atarken kurallara uygun yere yatmamış, şarapnel parçasına maruz kalmıştı.
O gece bataryanın yerini bulamayan Halil onbaşı, patlama sesinin olduğu yöne doğru koştu. Kaçanın kendi arkadaşlarından biri olduğunu zannetti. Ama yerde yatan askerin Fahri isimli aşçı yamağı olduğunu görünce şaşırdı. Onu hemen kaldırıp götürmek isteyince, Niğdeli Fahri ;
|