Melis
Fenerbahçeli Üye
Rep Puanı : 0
Offline
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 1397
Konu Sayisi: 128
Ben yagmur yüklü bir bulutum kime çarpsam ağlarim.
Uyari Puani:  %0
|
 |
« : 10 Ağustos 2006, 21:51:35 » |
|
[COLOR="Blue"]Makrofaj'lar kanda sürekli bulunan ve bağışıklık sistemi içerisinde önemli bir role sahip olan hücreler olup, kanda normalde bulunmaması gereken her şeye tepki veren, onları fagositoz ile sindiren savunma devriyeleri, karmaşık bir sistemin mütevazi çalışanlarıdırlar.
Fakat makrofaj'lar kan içerisinde bir Ebola virüsü ile karşılaştıklarında yaşananlar taraflı bir göz için tam anlamı ile iç karartıcı. Makrofaj, bu virüs için standart prosedürü uygulamak için onu yuttuğunda, Ebola bu dev lenfosit hücresini ele geçiriyor. Elbette makrofaj'ı kaybetmiş olmamız yeterince üzücü bir gelişme, fakat işin asıl iç karartıcı yanı bundan sonrası.
Makrofaj hücreleri bir sorunla karşılaştıklarında sitokin isimli bir maddeyi kana salgılıyorlar. Sitokin, bağışıklık sistemi hücrelerinin kendi aralarındaki ve onların üretimi ve kana salgılanmalarından sorumlu dokular arasındaki iletişimi sağlayan bir protein molekülü. Normalde bir makrofajın ölümü ya da istemli salgılaması sonucunda kana karışan sitokin, saygın bir görevi yerine getirerek bir tehlike olduğuna dair bilgiyi gerekli yerlere iletmekle yükümlü. Bununla beraber Ebola'nın ele geçirdiği makrofaj hücresinin kana salgıladığı sitokin çok üzücü bir gelişmeyi beraberinde getiriyor, hastanın kan damarlarının çeperleri içerden parçalanıyor ve çok sayıda iç kanama başlıyor. Kendisine Ebola virüsü bulaşmış kişi damarlarındaki onbinlerce küçük delik yüzünden kan kaybediyor, gözlerden, burundan, kulaklardan, hatta parmak uçlarından damarları terk eden kan sonunda hastayı öldürüyor.
İnsan bedeninin evriminin öngöremediği bir diğer sürpriz.
...
Canlı organizmaları oluşturan yapıtaşlarının ne kadar müthiş bir karmaşaya ve uyuma sahip olduğunu tekrar etmeye gerek yok. Ve fakat bununla birlikte çok klişe ve yanıt bulabileceklerden ziyade fazlasıyla boş vakte sahip olanların aklına takılan sinir bozucu bir soru, biyoloji ile yakınlaştıkça -üzülerek itiraf ediyorum- benim de aklımı kurcalamıyor değil: Peki neden böyle? Canlılara entropi ile muhalefet için güç veren motivasyon nedir?
Bir Ebola virüsü bir makrofajı ele geçirdiğinde ve bir damarın kan sızdırmaya başlamasına neden olduğunda ne hissediyor? Daha amiyane bir tabir ile bunu yapmış bir Ebola virüsünü, yapmamış olan bir Ebola virüsünden çıkarırsak geriye ne kalır?
"Bir şey kalmaz" bir yanıt olabilir mi? Bence bu, verilebilecek en kötü yanıtlardan ikincisi olur. Çünkü o "kalan şey" bunu bir daha yapması için ihtiyaç duyduğu itkidir...
Biyologların mevzuya bu açıdan yaklaşılmasını uygun bulmadıklarını biliyorum, fakat uygunsuz da olsa herhangi bir yaklaşım ile ortaya çıkan basit bir soruya eğer bir bilim dalı net bir yanıt veremiyorsa, o bilim dalının üzerinde yapılandığı aksiyomların eksik ya da hatalı olduğunu düşünürüm ben (bunu söylediğime çok pişman olabilirim, farkındayım).
Bütün canlılar canlı olmaktan bir anda vazgeçseler, milyonlarca yıl önce bir aklı evvelin sudan çıkmaya karar verişine şaşırıldığından daha fazla şaşırılması gerektiğine inanmıyorum[/COLOR]
|