|
yasemin
|
 |
« : 31 Ağustos 2006, 20:19:14 » |
|
Öylesine Bir Yaz Yazısı
"Ayvalık Koyları" başlıklı yazıyı okuyorum gazetede. Tek bir sayfaya sığdırılmaya çalışılmış yeşilli-mavili güzelim koylar... Masmavi denize bakıyorum... Yemyeşil ormanın içinde, denizin kıyısında yürüdüğümü hayal ediyorum. Rüzgarı hissedebiliyorum yüzümde ve kollarımda... Sağ taraftaki resimde, eski ve yıkık bir bina var. Rumlardan kalma sanırım. Binanın önüne 2 küçük sandal çekili. - "Orda olsaydık, hangisini seçerdik?" diye aklımdan geçiriyorum şu an -
Şu masmavi cennete baktıkça; hayalim daha şiddetli ortaya atıveriyor, daha şiddetli belli ediyor kendini. Bir gün, Ege'de bir sabaha uyanacağım ve oralarda yaşayacağım - belki tek başıma, belki sevdiğim bir insanla beraber -
Cumartesi günü F.Bahçe Yat Limanı'nda dolaşırken garip bir his kapladı içimi ve şöyle düşündüm : Marinadaki teknelere o kadar yakınım ki, sadece birkaç metre mesafe var aramızda; o kadar yakınım ama bir o kadar da uzağım onlara. Yani, yakınlığımın şiddeti ne kadarsa, teknelere uzaklığım da işte o kadar. "Paşa Koyu"na bakıyorum şu an, gözüm oraya takılıyor. Deniz, bir ırmak gibi, yemyeşil iki adacığın arasında... Hayat ve tabiat o kadar güzelki... Ama imkanlar, fırsatlar, - bunlara sahip olsak bile - bazen de zaman, güzelliklere ulaşmayı engelliyor. Hep bir maviliği, uzakta bir maviliği, bir mavi yolculuğu hayal ediyorum. Çok istiyorum, inşallah bir gün o sonsuz maviliğe ulaşırım.
F.Bahçe Park'ı bildiğin gibi. O rengarenk laleler yok ama artık, hepsini sökmüşler - zaten solmuştu hepsi de - Masalarda yemek yiyen aileler, tatlı kahkahalar, el-ele gönül-gönüle yürüyen sevgililer, çiftler... Güneşin altında pırıl pırıl bir deniz... F.Bahçe'ye giderken, eski tarzdaki bazı apartmanların önünden geçiyorum. Zemin katta olanlarının çoğu bahçeli. Ve bazılarının balkonlarına gözüm takılıyor. Birkaç balkon o kadar güzeldi ki; sanki dünyadaki tüm balkonların güzelliği birleşmiş ve o balkonda toplanmış. Balkona bakarken, - ve balkonun orasındaki plastik masayı görünce- yaşlı bir şair geldi gözlerimin önüne. Elindeki sayfaları sararmış bir kitabı okuyan, gözlüğü düştü düşecek ihtiyar bir şair Ve güneş değiyor masaörtüsünün üzerine, onu ısıtıyor; içerden güzel bir yemek kokusu geliyor... Geçen gece eve dönerken, birden gecenin içinde bir balkon geliverdi gözümün önüne. Perdeyi usulca kımıldatıyordu tatlı rüzgar, masada soğuk bir meyve suyu vardı, içerden sesleniyordun bana (bir şeyler söylüyordun), rengarenk çiçekler vardı etrafta, bir çocuk sesini ve bir akşamüstü güneşini düşlüyorduk...
Günler su misali akıp gidiyor, ve herkes "sonu olan bir şey için kendini yıpratıp duruyor". Bu sistemin bir sonu var ve o sona ulaşmak için çabalıyoruz. Ne garip değil mi?
Cebimdeki ufak kağıtlarda şiirler biriktiriyorum bense. Yarım kalan, nihayete ulaşmamış şiirler... Aklıma birkaç dize geliyor bazen, hemen not ediyorum. İlhan Berk, "ömrün boyunca bir şiirin peşinden gitmek, hep bir şiir düşünmek... bu zor bir iş" demiş bir yazısında.
|